Hibe bütçelerinin daralması, hükümetleri yatırım, ticaret ve geri ödemesi olan finansman modellerine yöneltirken, Afrika’da ABD–Çin rekabeti yeni bir evreye giriyor. Daha kısıtlı bir yardım ortamı, dış aktörlerin Afrika ekonomilerinde nasıl konumlandığını yeniden şekillendiriyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde çeşitli izleme platformları ve medya raporları, USAID’in resmen kapatıldığını ve farklı bir dış yardım modeline entegre edildiğini aktarıyor. Avrupa’da ise mali baskılar ve artan güvenlik harcamaları, yardım bütçelerini benzer şekilde daraltıyor.
Son dönemdeki haberler, İsveç ve Almanya’daki kesintilere dikkat çekerken, daha geniş çaplı bir yeniden kaynak tahsisi eğilimine işaret ediyor. The Guardian ise bu dönüşümü, çıkarla daha fazla bağlantılı finansman tercihlerine yöneliş olarak tanımlıyor.
Bu değişim yalnızca siyasi bir mesaj değil. Aynı zamanda doğrudan ekonomik sonuçları olan bir finansman kısıtı. OECD, 2025 yılında resmî kalkınma yardımlarında yüzde 9 ile yüzde 17 arasında bir düşüş öngörüyor. Bu nedenle birçok Afrika hükümeti artık daha az öngörülebilir hibe desteğine hazırlanıyor. Buna karşılık kredi, ortak yatırım ve geri ödeme disiplinine daha fazla ağırlık verilmesini bekliyor.
SERMAYENİN PERFORMANS GÖSTERMESİ GEREKTİĞİNDE REKABET NEDEN DAHA DENGELİ GÖRÜNÜYOR?
Yardımlar azaldıkça rekabet daha işlemsel bir nitelik kazanıyor. Bu değişim, Afrika’daki yardım sonrası ABD–Çin rekabetini daha dengeli hissettirebiliyor. Çünkü artık projelerin fizibilite testlerini geçmesi ve kreditörler, derecelendirme kuruluşları ile yerel paydaşların denetimine dayanması gerekiyor.
Bu çerçevede hız hâlâ önemli, ancak fiyatlandırma, sözleşme kalitesi ve uzun vadeli işletme maliyetleri çok daha belirleyici hale geliyor. Her iki taraf da farklı güçlü yönlerine yaslanıyor. Çin genellikle ölçek ve uygulama kapasitesi sunuyor. ABD ise özel sermaye derinliği, uyum standartları ve küresel finans sistemine daha güçlü entegrasyon sağlıyor.
Projeler performans temelinde değerlendirildiğinde, Afrika ülkeleri teklifleri daha net biçimde karşılaştırabiliyor ve daha sert müzakere koşulları dayatabiliyor.
“YARDIM”DAN YATIRIM YAPILABİLİRLİĞE
Hükümetler açısından yardım sonrası dönem, yatırım yapılabilirliği ödüllendiriyor. Net düzenlemeler, güvenilir uyuşmazlık çözüm mekanizmaları ve şeffaf ihale süreçleri algılanan riski düşürüyor. Aynı zamanda sermaye maliyetlerini de azaltıyor.
Afrika Kalkınma Bankası gibi kurumlar bu noktada hâlâ süreci şekillendirebiliyor. Bunu risk paylaşım araçları ve proje hazırlık desteği yoluyla yapıyorlar. Ayrıca IMF ve Dünya Bankası’nın sağladığı makroekonomik çerçeveler, piyasa sinyallerini güçlendirerek yatırımcıyı sürece çekebiliyor.
Artık temel soru, hangi ortağın daha fazla yardım verdiği değil. Asıl mesele, hangi ortağın ihracatı, katma değeri ve istihdamı geniş ölçekte artırmaya yardımcı olduğu. The National Interest’te dile getirilen yaklaşım da bu ruhu yansıtıyor. Eğer bu rekabet ekonomik zeminde kalırsa, Afrika bunu kendi iç dönüşümünü hızlandırmak için kullanabilir.
Kaynak: Further Africa

