Kuzey Afrika’nın en istikrarlı ülkesi olarak bilinen Tunus, 7 Kasım 1987 yılının sabahında büyük bir siyasi değişimle uyandı. Başbakan Zeynelabidin Bin Ali, uzun yıllardır ülkeyi yöneten Cumhurbaşkanı Habib Burgiba’yı “sağlık gerekçesiyle görev yapamaz durumda” ilan ederek iktidardan uzaklaştırdı. Bu adım, dışarıdan bir sağlık protokolü gibi görünse de, aslında Tunus’un otoriter rejiminde köklü bir dönüşümün başlangıcıydı.
Habib Burgiba, 1956’da Fransa’dan bağımsızlığını kazanan Tunus’un kurucu lideriydi. Yıllarca modernleşme politikalarıyla övülmüş, kadın hakları ve eğitimi ön plana çıkaran reformlarla tanınmıştı. Ancak zamanla otoriterleşti, muhalefeti bastırdı, tek adam yönetimini sürdürdü ve özellikle 1980’lerin ortalarından itibaren İslami hareketlere karşı sert bir tutum benimsedi. Yaşlılığı, sağlık sorunları ve siyasi izolasyonu giderek artarken, devlet içinde huzursuzluk büyüyordu.

Zeynelabidin Bin Ali, o dönemde hem içişleri bakanı hem de başbakandı. Güçlü güvenlik bağlantılarına sahip olan Bin Ali, Burgiba’nın sert politikalarının ülkeyi kaosa sürükleyeceğini düşünüyordu. 7 Kasım gecesi, doktor raporlarına dayanarak Burgiba’nın “ülkeyi yönetemeyecek kadar hasta olduğu”na dair anayasa maddesini devreye soktu. Böylece darbeyi yasal bir çerçeveye oturttu ve sabah olduğunda yeni cumhurbaşkanı olarak ulusa seslendi.
UMUTLA KARŞILANAN DEĞİŞİM ESKİ SİSTEMİ ARATMADI
Bu “tıbbi darbe”, yalnızca bir iktidar değişimi değil, aynı zamanda sistemin kendini yenileme girişimiydi. Uzun yıllardır baskı altında kalan ordu, bürokrasi ve teknokrat kesimler, Bin Ali’nin iktidara gelmesiyle nefes aldı. Halkın bir bölümü de bu değişimi umutla karşıladı, çünkü yıllardır yaşanan ekonomik durgunluk, işsizlik ve ifade özgürlüğünün kısıtlanması, toplumda ciddi bir bıkkınlık yaratmıştı.

Dış dünyada ise darbe sessizlikle karşılandı. Fransa ve ABD gibi Batılı müttefikler, Burgiba’nın giderek artan dengesiz kararlarından rahatsızdı. Tunus’un Batı yanlısı çizgisinin korunması onlar için önemliydi ve Bin Ali bu açıdan daha güvenilir bir figür olarak görülüyordu. Dolayısıyla, uluslararası alanda güçlü bir tepki gelmedi, Bin Ali yönetimi kısa sürede tanındı.
Bin Ali, iktidara gelir gelmez reform vaatleriyle umut verdi. Siyasi tutuklulara af çıkarıldı, basına sınırlı özgürlükler tanındı ve yeni bir demokratik açılım sözü verildi. Ancak bu vaatler uzun ömürlü olmadı. 1990’ların ortalarına doğru Bin Ali rejimi, Burgiba döneminin gölgesine geri döndü. Muhalif sesler yeniden susturuldu, Ennahda hareketi yasaklandı, binlerce kişi tutuklandı. Demokrasi vaatleri yerini korku ve kontrol siyasetine bıraktı.

7 Kasım darbesi, Tunus tarihinde “sessiz devrim” olarak anılsa da, aslında bir rejim değişiminden çok bir rejim yenilenmesiydi. Burgiba’nın düşüşü, ülkeyi yeniden şekillendirme fırsatı sunmuş ancak bu fırsat kısa sürede otoriter bir yapının yeniden ortaya çıkmasına neden olmuştu. Bu bastırılmış siyasal enerji, yıllar sonra 2011’deki Arap Baharı’nda patlak vererek Bin Ali’yi devirdi ve Tunus’un siyasi ve sosyal istikrar arayışı yeniden gündeme geldi.

