Martin Bernal’in Black Athena (Kara Atena) adlı çalışması, Antik Yunan ve Batı medeniyetinin kökenlerine dair Avrupamerkezci anlatılara karşı Afro-Asyatik etkileşimleri merkeze alan radikal bir tez ortaya koyarak akademide geniş yankı uyandırdı. Bernal, Yunan uygarlığının Mısır, Fenike ve Yakın Doğu ile uzun süreli ve çok katmanlı ilişkiler sonucu şekillendiğini, bu bağların ise 18. ve 19. yüzyıllarda ideolojik nedenlerle bastırıldığını savundu. Eser, post-kolonyal düşüncenin yükseldiği bir dönemde yayımlanarak, Batı tarih yazımının sömürgecilik ve ırk teorileriyle kurduğu ilişkiyi yeniden tartışmaya açtı
Ancak Black Athena yalnızca tarihsel içerikleriyle değil, yarattığı epistemolojik tartışmalarla da öne çıktı. Bernal’in tezleri metodolojik açıdan sert biçimde eleştirilirken, tartışma giderek “bilginin mülkiyeti”, akademik meşruiyet ve tarihin kimin konuşma hakkına sahip olduğu sorularına evrildi. Maghan Keita’nın vurguladığı üzere, en sert eleştiriler bile Afrika’nın tarihsiz olmadığı gerçeğini ve modern akademinin 19. yüzyıl ırkçı mirasıyla bağını dolaylı biçimde kabul etmek zorunda kaldı. Böylece Black Athena polemiği, Antik Yunan’ın kökenlerinden öte, küresel tarih yazımında iktidar, aidiyet ve dışlama mekanizmalarını görünür kılan kalıcı bir eleştirel miras bıraktı.

