Türkiye, son yıllarda Afrika Boynuzu ve Sahel bölgesinde sivil ve askeri varlığını dikkat çekici biçimde artırırken, kıtanın kalbinde yer alan Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde (KDC) şekillenen yeni jeopolitik dengeleri de yakından izliyor. Avrupa’nın etkisinin azaldığı, Çin ve ABD arasındaki nüfuz mücadelesinin yoğunlaştığı bu ülke, stratejik mineralleriyle Ankara’nın da radarına girmiş durumda.
KDC’nin doğusunda yıllardır süren çatışmaların ardından Kinşasa ve Kigali yönetimleri, ABD ve Katar’ın arabuluculuğunda bir barış anlaşması imzaladı. Anlaşma, ABD Başkanı Donald Trump tarafından “büyük bir zafer” olarak tanımlandı. Bu gelişme, Türkiye gibi kıtada daha güçlü varlık göstermeye çalışan aktörlerin yeni fırsatlara erişimi açısından kritik bir dönüm noktası olabilir.
Katar’ın barış sürecindeki rolü, Doha ile Ankara arasında daha önce denenmiş işbirliği modelleri çerçevesinde, Türkiye’nin KDC’ye açılımında kolaylaştırıcı rol oynayabileceği yönünde değerlendirmelere yol açtı. Somali’de liman, hastane ve askeri eğitim gibi alanlarda kurulan Türk modeli, KDC için de potansiyel bir şablon sunuyor.
“TÜRKİYE’NİN KDC’YE İLGİSİ ŞAŞIRTICI DEĞİL”
Afrika üzerine çalışmalar yapan araştırmacı-yazar Muhammed Torshin, Fokus Plus’a yaptığı değerlendirmede, KDC’nin de içinde bulunduğu Büyük Göller Bölgesi’nin jeopolitik önemine dikkat çekti. Torshin, Türkiye’nin daha önce etkili olduğu bölgeler gibi, bu alanda da diplomatik ve ekonomik girişimlerini artırmasının beklenebileceğini söyledi:
“Kongo, ileri teknoloji ve savunma sanayinde kullanılan kobalt ve magnezyum gibi kritik mineraller açısından çok zengin. Türkiye ise özellikle insansız hava araçları ve ilgili teknolojilerde güçlü bir savunma sanayine sahip. Dolayısıyla bu kaynaklara gerçek bir ihtiyaç duyuyor.”
Torshin, Türkiye’nin sadece ekonomik değil, güvenlik ve askeri alanlarda da KDC ile iş birliği geliştirebileceğini belirtti. Kongo ordusundaki yapısal zayıflıklara işaret eden Torshin, Türkiye’nin bu alandaki deneyimiyle reform sürecine katkı sunabileceğini ifade etti:
“Aşiret ve etnik temelli yapılar orduyu etkisizleştiriyor. Türkiye, güvenlik kurumları inşası konusundaki deneyimiyle Kongo hükümetiyle ortak projelere imza atabilir.”
KDC, GİTTİKÇE BÜYÜYEN BİR EKONOMİK POTANSİYELE SAHİP
KDC, 2023 yılında %6,1’lik GSYİH büyümesiyle kıtada dikkat çeken bir ekonomik toparlanma yaşadı. Bu büyümenin, madencilik sektöründeki canlanmayla 2024’te %6,5’e ulaşması bekleniyor. Kobalt, bakır ve altın gibi yüksek talep gören madenler, ülkeyi stratejik bir yatırım merkezine dönüştürüyor.
Altyapı ve güvenlik alanlarındaki zorluklara rağmen, Kinşasa yönetimi yatırım ortamını iyileştirmek amacıyla yasal reformlar ve dış ortaklıklar geliştirmeye devam ediyor. Bu süreç, Türkiye gibi ülkelerin yeni projelerle sahaya inmesini kolaylaştırıyor.
Verilere göre, Türkiye’nin KDC’ye ihracatı 2025 yılı Mayıs ayında bir önceki yıla göre %77 artarak yaklaşık 32 milyon dolara ulaştı. Buna karşın ithalat oldukça sınırlı kaldı. Bu dengesizlik, Türkiye açısından özellikle maden ve enerji sektörlerinde değerlendirilebilecek önemli bir potansiyele işaret ediyor.
Öne çıkan projeler arasında, Türkiye merkezli Milvest inşaat şirketinin 2022’de başlattığı ve 2023’te tamamlanan Kinşasa Finans Merkezi yer alıyor. Yaklaşık 290 milyon dolarlık bütçeyle inşa edilen merkez, başkentteki en büyük kentsel yatırımlardan biri olarak öne çıkıyor.
TÜRKİYE, AFRİKA’DA GÜÇLENİYOR
Türkiye, son 20 yılda Doğu ve Orta Afrika’da yürüttüğü kalkınma projeleri, askeri iş birlikleri ve diplomatik girişimlerle etkili bir bölgesel aktör haline geldi. Somali, Etiyopya ve Sudan gibi ülkelerde üsler kuran, altyapı projeleri yürüten ve ekonomik ilişkileri geliştiren Türkiye, bu sayede kıtada kendine güvenilir bir ortak imajı kazandırdı.
Bu birikim, Türkiye’nin KDC gibi karmaşık jeopolitik yapılarda daha etkin rol oynamasının önünü açıyor. Ancak, ülkede faaliyet gösteren çok sayıda silahlı grup, istikrarsızlık ortamı ve özellikle Ruanda’nın doğrudan müdahil olduğu hassas dengeler, Ankara’nın adımlarını dikkatli atmasını gerektiriyor.
Türkiye, KDC’de yükselen ekonomik ivme ve barış ortamından yararlanarak siyasi, ekonomik ve askeri ilişkilerini genişletebilir. Ancak bu yol, temkinli ve çok boyutlu bir strateji gerektiriyor. Katar gibi ortaklarla kurulacak üçlü mekanizmalar, Somali modeliyle geliştirilecek çok alanlı iş birlikleri ve sahadaki güvenlik risklerinin doğru yönetimi, Türkiye’nin bu ülkedeki varlığını kalıcı kılmasında belirleyici olacak.
Kaynak: Fokus+, Muhammed Ata

