Bir asır önce Almanya, Fransa ve Britanya, Kamerun üzerinde hakimiyet kurmak için mücadele etti. Bugün, bu tarihsel bölünmenin izleri hala ülkedeki çatışmalarda hissediliyor.
Orta Afrika ülkesi Kamerun, sömürge döneminin ulusal kimlikleri, toplumsal yapıları ve gruplar arası ilişkileri nasıl şekillendirdiğini gösteren çarpıcı bir örnek. Avrupa güçleri tarafından yapay sınırlarla bölünen ülke, bu tarihi mirasın etkilerini günümüzde de derinden hissediyor.
SÖMÜRGECİLİK KAMERUN’DA NASIL BAŞLADI
Ondokuzcu yüzyılın sonlarında Almanya tarafından sömürgeleştirilen Kamerun, I. Dünya Savaşı’nın ardından Milletler Cemiyeti mandası altında Fransa ve Britanya arasında paylaştırıldı. 1922’de resmiyet kazanan bu bölünme, Kamerun’u iki farklı yönetim biçimine sahip bölgeye ayırdı: Fransız Kamerun’u ve Britanya Güney Kamerun’u.
Bu bölünme, ülkenin yerel yönetim anlayışını ve toplumsal dinamiklerini kökten değiştirdi. Fransa, Kamerun’da doğrudan yönetim uygulayarak kültürel asimilasyonu teşvik etti. Buna karşın Britanya, dolaylı yönetimle yerel yönetimlerin varlığını sürdürmesine izin verdi. Ancak bu durum Güney Kamerun’un geri kalmasına neden oldu. Fransız etkisi merkeziyetçi bir yapıyı pekiştirirken Britanya’nın yaklaşımı, bölgesel kimliklerin korunmasına ama aynı zamanda ekonomik ve altyapısal olarak geri kalmışlığa yol açtı.
BAĞIMSIZLIK SONRASI DEVAM EDEN SORUNLAR
1960’ta Fransız Kamerun’u, 1961’de ise Britanya Güney Kamerun’u bağımsızlıklarını kazandı. Ancak, bu iki farklı bölge tek bir yönetim altında birleştiğinde, Fransızca konuşan kesimin hakimiyeti güçlendi. Dönemin lideri Ahmadu Ahidjo, merkezi hükümet üzerinde Fransız etkisini artırarak Anglofon (İngilizce konuşan) toplulukları ötekileştirdi.
Bu durum, özellikle İngilizce konuşan bölgelerde yıllar içinde artan dışlanmışlık hissine yol açtı. Anglofon topluluklar, haklarının göz ardı edildiğini ve ekonomik olarak geri bırakıldıklarını savunarak daha fazla özerklik talep etmeye başladı. Bu talepler zamanla kitlesel protestolara, ardından da Kamerun hükümeti ile ayrılıkçı gruplar arasında silahlı çatışmalara dönüştü. Son yıllarda şiddetin tırmanması, Anglofon Krizi olarak adlandırılan ciddi bir insani kriz doğurdu.
EĞİTİM VE EKONOMİK EŞİTSİZLİKLER
Sömürge geçmişinden miras kalan ayrışma, yalnızca siyasi çatışmalarla sınırlı değil. Eğitim ve ekonomik fırsatlar açısından da büyük bir eşitsizlik söz konusu. Fransız etkisindeki bölgeler daha fazla devlet desteği alırken İngilizce konuşan topluluklar kalkınma projelerinden yeterince faydalanamıyor. Kamu hizmetlerine erişimde yaşanan bu dengesizlik, yoksulluk ve ayrımcılığı körüklüyor.
Kamerun’daki kriz, uluslararası toplum tarafından büyük ölçüde göz ardı edildi. Batılı ülkeler ve bölgesel güçler, jeopolitik çıkarlarını ön planda tutarak doğrudan müdahaleden kaçındı. Uygulanan diplomatik baskılar ve yaptırımlar ise sınırlı kaldı. Bu da Kamerun halkını kendi başına mücadele etmeye mecbur bıraktı.
Kamerun’un geleceği, sömürge geçmişiyle yüzleşmesine ve tarihi adaletsizlikleri giderecek reformlar yapmasına bağlı. Daha kapsayıcı bir yönetim anlayışı benimsenmezse, ülkenin iç bölünmüşlüğü daha da derinleşebilir. Adil bir yönetim sistemi, eşit eğitim ve ekonomik fırsatlar sağlanması, ülkede barışın sağlanması için kritik önem taşıyor.
Gerçek bir ulusal birlik inşa edebilmek için Kamerun’un, halkının farklı kimliklerini tanıyıp onları kucaklayan bir yönetim anlayışı benimsemesi gerekiyor. Sömürge döneminden miras kalan bölünmüşlük, ancak kapsayıcı politikalar ve diyalog yoluyla aşılabilir.

