İsrail’in Somaliland’ı tanıması ile Somali, Etiyopya, Cibuti, Eritre gibi Afrika boynuzunda bulunan ülkeler, Afrika kıtasının en kırılgan bölgesi konumuna geldiler. Uzun süredir bölgedeki iç savaşlar, siyasi istikrarsızlık, bölgesel rekabet, terör ve şiddet sarmalının tırmanışa geçtiği, ekonomik belirsizliklerin ülkelerin kaderi olacağı yeni bir dönem geçilmiştir. Bölge ülkeleri artık alacakları kararlarda tek başlarına ve ikili görüşmelerle hareket edemeyecekler, küresel aktörlerin belirlediği siyasete ve tahakküme daha fazla maruz kalacaklardır. Çin, ABD, İtalya, Fransa, Rusya arasında gerçekleşen rekabete İsrail, Körfez ülkeleri gibi devletler de eklemlendi.
İsrail’in Somaliland hamlesi, İsrail ve Somaliland açısından bir başarı öyküsü olarak görülebilir. İsrail nihayetinde ilk kez Kızıldeniz’in güneyinde görünür hale geliyor, bir nevi imtiyaz elde ediyor ve bölge ülkelerinin Kızıldeniz paylaşımında ben de varım diyor. Afrika’ya doğrudan bir giriş kapısı elde ederek ilk defa bir Afrika ülkesi ile sınırları olmayan bir hata ilişkisi kuruyor. Daha da önemlisi, Afrika’da kendisine karşıtlığı en fazla dile getiren bir ülkeyi bölerek hatta parçalayarak İsrail sevdalısı yeni bir topluluk oluşturuyor. İsrail, bu hamlesiyle tarihinde en stratejik bölgesel adımlarından birini atıyor. Bunun karşılığında Somaliland gibi kendi kendine yetemeyecek bir bölge ilk defa birileri tarafından tanınmış oluyor.

Somaliland’ın tanınması artık, geri dönülmesi oldukça zor yeni bir krizi başlattı. Bu krizle Doğu Afrika ülkeleri ilk kez tanışıyor. Çünkü bu kriz iç siyasi çatışmalar, Eritre’nin izolosyoncu politikalarından, şiddet ve terörün devam etmesinden daha büyük bir kriz içeriyor. Nihayetinde tüm bölgeye ait sorunlar devletlerin kendi iç dinamikleri ve bölgesel ikili ilişkilerden kaynaklanmaktaydı. Bu sorunlar devam eder, çözülebilir, askıya alınabilir hızlanabilir veya yavaşlayabilirdi. Fakat ilk kez bir kriz kendi inisiyatifinden çıkmış oldu. Artık ister istemez bölgenin yeni sorunları ile ilgili kararlarlar da küresel aktörler belirleyici olacaktır.
Örneğin Suudi Arabistan Kızıldeniz’in Batı yakası ile fazla ilgilenmezken şimdi daha farklı bir politika izlemeye çalışacak ve BAE’nin başlattığı limanlara hakim olma yarışına dahil olacaktır. BAE, Puntland ve Hergase’deki limanlarını daha da genişletecek ve Kızıldeniz’de sadece ekonomik olarak değil aynı zamanda diplomatik olarak da etki gücüne sahip olacaktır.
Öncelikle şunu söylemek gerekiyor; Somaliland, Said Birra rejminin 1991’de çökmesinden beri, Somali’den daha başarılı bir politika yürütmüştür. Seçimlerde bile görebiliriz bu başarıyı. Somali halkı son belediye seçimlerine kadar seçme hakkını kullanamamış, ülkenin dört klanın verdiği kararlara bağlı olmak zorunda kalmıştır. Eş Şebab saldırılarını önleyebilmiş, terör örgütlerinin Somaliland’a sızması engellenebilmiştir. Bölge Somali’ye göre daha istikrarlı bir yapıda olup, güvenlik açısından da başarılı olduğunu söylemek mümkün. Yalnız Somaliland’ın başarısından ziyade Somali’nin uzun süren siyasi belirsizlik ve terörün etkisinin olduğunu söylemek mümkün Mogadişu tarafında. Nihayetinde bir devletten ve bir bölgeden söz ediyoruz. Devletin karşılaştığı zorluklar ile kendini bağımsız olarak görüp Somali’nin kadersizliğinin bedelini ödememiş bir bölgeyi de aynı minvalde değerlendirmek doğru olmaz.

İsrail bu hamlesini Suudi Arabistan, Mısır, İran ve bölgesel olarak ta Kenya ve Etiyopya’ya karşı yaptığını söyleyebiliriz. Aslında son ikisi bir karşıtlık politikasından ziyade bağımlılık ve etkileme ile açıklanabilir. Çünkü İran düşman bir devlet olarak görülürken Mısır ve Suudi Arabistan rekabet edilecek, Etiyopya ile Kenya ise bağımlılığı sağlayacak ve dış politikada etkilemeye yönelik bir eğilimin yönünü açacaktır ki, şimdiden Etiyopya yöneticilerinin kafası karışmaya başladı. Bir yıl öncesinde Etiyopya, Somaliland’ı Barbera limanı karşılığı tanıma heyecanı yaşarken şimdi Başbakan Abiy Ahmed, Somaliland’ın tanınmasının bölgeye zarar vereceğini söylüyor.
Etiyopya’nın kafa karışıklığında, İsrail’in bölgeye vereceği zararın farkında olmasından kaynaklandığı söylenebilir. Fakat Etiyopya bence hiçbir zaman İsrail’e karşı realist bir politika benimsemeyecek. Çünkü iki handikabı var: Birincisi Abiy Ahmed’in Etiyopya siyasetinde Müslümanlarla ortaklığı. Etiyopya’da Müslüman topluluğun II. Menelik’ten beri ilk defa yönetime destek verdiği hatta Abiy Ahmed’in adı konmayan ortağı olduğu söylenebilir. Abiy Ahmed bu desteği hiçbir zaman kaybetmek istemeyecek, zaten Müslümanları yanında göremezse ülkenin yeni krizlerle boğuşması gerçekleşebilir. İkinci handikapı ise Afrika Birliğinin merkezinin Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’da olması. Afrika Birliği, Afrika ülkelerinin bölünmesine, parçalanmasına kuruluş paradigması açısından karşı çıkmaktadır. Etiyopya’nın Somaliland’ı tanıma eğilimine girmesi Afrika Birliği’ni karşısına alması demektir. Ama şunu da görmek gerekiyor. İsrail’in bölgedeki, en önemli müttefiklerinden biri de Eiyopya’dır. İsrail’in başta turizm olmak üzere Etiyopya’da önemli yatırımları bulunmakta ve her şeyden önemlisi Afrika’nın siyahi Yahudileri Etiyopya’da yaşamaktalar.

Etiyopya’nın Berbera Limanına ihtiyacı İsrail’den daha fazladır. Eritre’nin limanlarından bir türlü faydalanmayan Etiyopya Cibuti limanına bağımlılıktan kurtulmak istemekte. Berbera Limanı, Etiyopya’ya Cibuti limanından konum ve lojistik açısından daha elverişili imkanlar sunmaktadır. Etiyopya’nın denize sınırı olmadığı için önündeki en önemli seçeneklerden biri daima Barbera limanı olacaktır. İsrail ve BAE’nin limana yapacakları yatırımlar Etiyopya için önemli bir tercih olarak gözükmektedir.
Abiy Ahmed’in endişesi sadece Müslümanların yönetime destek vermeleri ve Afrika Birliğine ev sahipli değildir. Aynı zamanda bir güvenlik endişesi de var. Etiyopya’nın Somali (Ogedan) bölgesi neredeyse Addis Ababa’dan sonra istikrar ve barışın olduğu bölgedir. Aynı zamanda Abiy Ahmed’in en önemli destekçisi de Somali eyaletinin yöneticileridir. Etiyopya’nın Somaliland’ı tanıması bölgedeki güvenliği etkileyecek başta Eş Şebab olmak üzere Somali kökenli örgütlerin hükümetle çatışma alanına dönüşecektir. Abiy Ahmed bu riski alabilir mi? Riskleri çok seven Abiy Ahmed bu riski alamaz çünkü Somali bölgesi ne Oramiya, ne Amhara ne de Tigrey’e benzemektedir. Diğerleri nihayetinde bir iç sorundur ve katılabilecekleri Somali gibi bir ülke de yoktur.
Kenya’nın kafası Etiyopya’ya göre biraz daha rahat. Çünkü Somaliland’ın tanınması Kenya’ya yeni fırsatlar da getirebilir. Nihayetinde Somali hükümeti ile sınır meselesi ve deniz saha sorunları gibi inişli-çıkışlı ilişkisi var. Fakat Somaliland ile böyle bir sorunu bulunmuyor, hatta Somali gibi istikrarlı bir ülkenin olması Kenya’nın da tercih edeceği bir durum. Fakat bu fırsatlardan çok riskler de var. Kenya’nın da bir Somali bölgesi var. Somali bölgesinde Kenya yönetiminin pek etkisinden de söz edilemez. Kamplar, örgütlerin kontrolünde bulunmaya devam ediyor, bu yüzden Kenya yönetimi Dedaab kampını zaman zaman kapatmak istediğini söylüyor. Garissa hattında artık Kenya daha istikrarsız hale gelebilir ve büyük beklentilerle başlattığı Lamu limanı bir terör bölgesine dönüşebilir.
Lamu limanı Kenya için hayati bir önem taşıyor. Mombasa limanı artık deniz trafiğini kaldıramıyor. LAPSSET Projesi olarak bilinen Kenya’nın Hint okyanusu şehri Lamu ile Güney Sudan ve Etiyopya arasında bir transport koridoru kurmasını etkileyecektir. Çünkü Barbera limanı LAPSSET Projesinin rakibi olacaktır. Kenya 2017’den beri bu bölgeye yatırım yaparak Güney Sudan petrolünü denizle buluşturmayı ve Etiyopya ticaretini buraya çekmeyi amaçlıyor. LAPPSET Projesi ulaşım, enerji ve ticaret açısından sadece Kenya değil, Somali, Güney Sudan ve Etiyopya’da kalkınma sağlayacak bir proje iken Somaliland limanlarının devreye girmesi proje için bir risk alanı oluşturmaktadır. Bu bölge Somalilerin ve Müslümanların yoğun yaşadığı bir yerleşim alanı olması açısından Kenya için bir risk özelliği taşıyor.

LAPSSET Koridoru bir açıdan da Berbera koridoruna rakiptir. Çünkü BAE desteği ile çok hızlı ilerleyen bir proje. Etiyopya’nın Cibuti, Berbere limanı le birlikte Lamu limanını da kullanması çoklu bir seçenek sunrken Etiyopya’nın aynı zamanda elini güçlendirmekte. Bu nedenle Kenya, Somaliland limanın tercih edilmesini kendisi açısından iyi görmemekte ve Somaliland’ın gelişmesi projenin de zayıflaması anlamına gelecektir. Etiyopya için Berbera limanı, Lamu limanından daha elverişli bir konumda olup, lojistiğin Hint okyanusundan Kızıldeniz’e kaymasını sağlayacaktır. Kenya ticari gelirlerinde bir azalma olacak, Somaliland limanı sadece Etiyopya için değil diğer ülkeler için de bir cazibe merkezi olabilecektir. Kenya’nın gerek Mombasa gerek Lamu limanı ile rekabet etmesi güçleşmekte, Berbera, Assab ve Basaso limanları daha da önem kazanmaktadır.
Kenya, Somaliland’ın tanınmasına da gönülsüz olacak bir bakıma. Çünkü daha önce Somali devlet olmayan bir bölgeydi ve ekonomik rekabet edecek konumda değildi. Şimdi ise İsrail ve BAE’nin yatırımları ile bölgesel ekonomik bir güç aynı zamanda bölgesel liman rekabetinde belirleyici bir duruma gelecektir.
Sonuç olarak İsrail yönetimi kuyuya bir taş attı, bu taşı atarken tamamen kendi stratejik ve bölgesel amaçlarını gerçekleştirmeye çalıştı. Eğer bu taşı Somaliland halkı çıkartıp İsrail’e geri atmazsa bölgeyi siyasi huzursuzlukların, istihbarat savaşlarının küresel hegemonyanın etkisini artıracağa bölgesel bir barışa en az 50 yıl veda edileceği anlamına gelecektir.

