Doğu Afrika’da ve Afrika Boynuzu’nda yaşayan Somali toplumu, uluslararası aktörlerin çoğu zaman kavramakta zorlandığı kendine özgü bir siyasi kültüre sahiptir. Modern devlet düzeninin ortaya çıkışı ve Somalililerin şehirleşme sürecinin başlamasından bu yana, Somali kabilelerinin özerk yönetim yapısını belirleyen yerel dinamikler her zaman belirleyici olmuştur. Daha sonra bölgeye gelen sömürge güçleri ise bu kabile yapısını kimi yerlerde birbirinden bağımsız bırakmış, kimi yerlerde ise idari bakımdan bir araya getirerek farklı bir düzen oluşturmuştur.
Bunun çarpıcı bir örneği, geçmişte “British Somaliland” yani İngiliz Somaliland’ı olarak bilinen ve 26 Haziran 1960’ta İngiltere’den bağımsızlığını kazandıktan sonra İtalyan Somalisi ile birleşen bölgedir. O dönemki sınırlar, bir yandan Cibuti’den başlayarak bugün Puntland olarak bilinen ve İtalyan Somalisi’nin parçası olan topraklara kadar uzanıyor, diğer taraftan ise güneyde özellikle Etiyopya’nın Somali Bölgesel Eyaleti ile komşuluk oluşturuyordu.
Burada, British Somaliland’ın yapısını ve bu bölgenin iç ve dış siyasetine etki eden yerel aktörleri açıklamak istiyorum. İngiltere’den bağımsızlığını elde eden Somaliland bölgesi, genel anlamda sadece tek yönlü “ayrılıkçı” bir yapı olarak değerlendirilemez. Bölgede beş büyük kabile ile birlikte daha küçük topluluklar yaşamaktadır. İdarî olarak beş bölgeden oluşan Somaliland’ın nüfusunun 5 milyonun üzerinde olduğu tahmin edilmektedir.

Bu beş büyük kabile içinde en geniş nüfusa sahip olanı, başkent Hargeysa ve çevresindeki bölgelerde yaşayan kabiledir. Yalnızca Hargeysa’nın nüfusunun yaklaşık 1,5 milyon civarında olduğu ifade edilmektedir. Diğer dört kabile ise daha çok çevre bölgelerde yaşamaktadır ve nüfus bakımından başkent ve merkez bölgesindeki kabileden daha küçüktür. Ancak burada kritik olan husus şudur: Bu dört büyük kabile, Somaliland’ın tek taraflı bağımsızlık iddiasından tamamen memnun değildir ve bu siyasi yönelimle tam anlamıyla uzlaşmış sayılmazlar.
İki büyük kabile, 2023 yılının başlarında Somaliland yönetimiyle şiddeti yüksek bir çatışmaya girdiler ve ardından İngiliz Somaliland diye tanımlanan bölgenin özellikle doğu kesimlerinde yer alan üç vilayetin önemli kısımlarıları kontrol altına alarak fiilen ayrıldılar.
Bu kabileler, daha sonra Somali Federal Cumhuriyeti’nin federal sistemine entegre yeni bir bölgesel yönetim kurdular. Bu yapı, “Northeastern State of Somalia” olarak adlandırılmakta ve bugün Somaliland olarak bilinen toprakların neredeyse yarısına yakın bir alan üzerinde fiili kontrol sağlamaktadır.
Buna rağmen, bugün uluslararası seviyede tanınma tartışmalarının merkezinde yer alan Somaliland yönetiminin bu topraklarda herhangi bir gerçek varlığı bulunmamaktadır. Dahası, İsrail’in Somaliland olarak tanıdığı toprakların önemli bir bölümü de aslında bu yeni federal yönetime bağlı alanlara denk gelmektedir. Bu durum, sahadaki gerçekliklerin görmezden gelindiğini ve Somaliland’ın ayrılıkçı projesine karşı çıkan Somali kabile yapısının etkisinin yeterince hesaba katılmadığını açık biçimde ortaya koymaktadır.

Diğer taraftan, özellikle Awdal bölgesinde yaşayan iki büyük batı kabilesi de Somaliland sistemine tam anlamıyla ikna olmuş değildir. Bu topluluklar, daha çok Somali’nin birliğini destekleyen bir tutum sergilemektedir. Bu bölgelerden olan diasporanın da katkısıyla, Somaliland’ın batısında tıpkı “Northeastern State of Somalia” gibi, Mogadişu’ya bağlı yeni bir federal yapı oluşturma girişimleri sürmektedir. Bu çerçevede “Awdal State” adı verilen ve Somali Federal Hükümeti’ne entegre edilmesi hedeflenen bir yönetim modelinin kurulması tartışılmakta, ancak henüz fiilen hayata geçirilmiş değildir.
İsrail’in Somaliland’ı tanıdığını açıklamasının ardından, yukarıda bahsedilen iki bölgeden güçlü tepkiler yükseldi. “Northeastern State of Somalia” yönetimi resmî bir ret mektubu yayımlayarak bu karara karşı olduğunu ilan etti. Awdal bölgesinde ise gençler sosyal medya üzerinden protesto kampanyaları başlatarak Somaliland’a verilen tanınmayı reddettiklerini duyurdular. Protestolarda Filistin bayrağının öne çıkarılması ise, hem siyasi mesajın kapsamını hem de tanıma kararının bölgesel ve duygusal boyutunu sembolik şekilde ortaya koydu.
Bu noktada şu kritik soru ortaya çıkıyor: İsrail’in verdiği bu tanıma kararı bölgeye gerçekten barış ve istikrar mı getirecek, yoksa birbirine güveni sınırlı olan kabileler arasından birine daha fazla siyasi meşruiyet kazandırarak yeni bir kabile temelli iç savaşın fitilini mi ateşleyecek? Uzun yıllar boyunca Somali’nin geri kalanından farklı olarak nispeten istikrarlı ve güvenli bir alan olarak görülen Somaliland, bu süreçle birlikte ciddi bir iç gerilim riskiyle karşı karşıya kalabilir.
Öte yandan tanıma kararına yönelik sevincin tüm Somaliland genelinde eşit şekilde paylaşılmadığı da açıktır. Kutlamalar daha çok Somaliland’da çoğunluğu oluşturan belirli kabilelerin yoğunlukta yaşadığı şehirlerle sınırlı kalmıştır. Bu durum, İsrail’in aslında bütün Somaliland topluluklarını memnun eden kapsayıcı bir karar almadığını, aksine yalnızca belirli bir güç merkezini muhatap alarak tek taraflı bir aktöre meşruiyet kazandırdığını göstermektedir.
Somaliland bir süredir, kendisinden ayrılan ve halkının önemli bir kısmı Somali’nin birliğini destekleyen bölgeleri yeniden kendi yapısına dahil etmek amacıyla müzakere süreçleri yürütmekteydi. Bu çerçevede akla şu soru geliyor: İsrail’in tanıdığı Somaliland gerçekten tüm toplulukları kapsayan, herkes tarafından temsil edici kabul edilen bir yapı mıdır? Yoksa İsrail, aslında içinden bazı bölgeler fiilen ayrılmış olan ve kendi içerisinde bile bütünlük sağlayamamış Somaliland’ın yalnızca belirli bir kısmını mı tanımış oldu? Zira Somaliland’ın kendisi bile artık eski sınırlarını tam anlamıyla kontrol eden yekpare bir yapı değildir.

Diğer taraftan İsrail’in verdiği tanıma kararı, Somaliland içindeki şu ana kadar görünmeyen ancak varlığı bilinen radikal akımları da yeniden canlandırma riski taşımaktadır. Hatta tanınan bölgelerin bazı kısımlarında, Somaliland’ın uluslararası tanınmasına karşı çıkan ve bu kararı “Yahudilerin projesi” olarak nitelendiren tanınmış aktivistlerin öne çıktığı topluluklar bulunmaktadır. Bu söylem ve atmosfer, Somaliland içinde radikal bir hareketlenmeye yol açabilir ve Afrika Boynuzu ile Doğu Afrika’da zaten ciddi güvenlik tehditi oluşturan terör örgütleriyle bağlantılı radikalleşme süreçlerini hızlandırabilir.
Dolayısıyla İsrail’in bu kararı, terör örgütlerinin propaganda faaliyetleri için yeni bir zemin oluşturabilir ve bu örgütlerin daha geniş bir insan kaynağına erişmesini kolaylaştırabilir. Bu durum, yalnızca Somaliland için değil, genel olarak bölgesel güvenlik mimarisi açısından da ciddi bir tehdit anlamına gelmektedir.
Sonuç olarak, İsrail’in Somaliland’a verdiği tanıma kararı bölgeye istikrar, kalkınma ve barış getirecek bir adım olmaktan çok uzaktır. Aksine, zaten siyasi gerilimlerle bilinen bu bölgedeki kırılgan dengeleri daha da sarsarak, çatışma riskini artırma ve bölgesel istikrarsızlığı derinleştirme potansiyeline sahiptir.

