Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) 500 günü aşkın bir kuşatmanın ardından El Faşir’i tamamen ele geçirmesi, Birleşmiş Milletler’in ifadesiyle kenti “daha da karanlık bir cehenneme” dönüştürdü. HDK’nin kentin en büyük sağlık kuruluşlarından biri olan Suudi Hastanesi’ne düzenlediği saldırıda, 460’tan fazla hasta ve refakatçi yaşamını yitirdi. Dünya Sağlık Örgütü, olayın “uluslararası insancıl hukuk açısından ağır bir ihlal” olduğunu belirtti.
El Faşir’de siviller için kaçış yolları neredeyse kapandı. Binlerce kişi yürüyerek batıdaki Tawila ve Jebel Marra bölgelerine yöneliyor. Uluslararası kuruluşlar, bölgedeki şiddetin “etnik temizlik” ve “savaş suçu” boyutlarına ulaştığını bildiriyor.
BM İnsani Yardım Koordinatörü Tom Fletcher, Perşembe günü Güvenlik Konseyi üyelerine yaptığı brifingde “kadınlara ve kız çocuklarına tecavüz ediliyor, insanlar sakat bırakılıyor ve öldürülüyor, tüm bunlar cezasızlık içinde yaşanıyor” dedi. Fletcher, “On binlerce sivil dehşet içinde kaçıyor, bu insanların çoğu kadın, çocuk ve yaşlı. Kaçabilenler yolda gasp, cinsel saldırı ve şiddetle karşılaşıyor” ifadelerini kullandı.

BM: “EL FAŞİR’DE KİMSE GÜVENDE DEĞİL”
BM Genel Sekreter Yardımcısı Martha Pobee ise El Faşir’in düşüşünü “Sudan’daki güvenlik dengelerinde köklü bir kırılma” olarak nitelendirdi. Pobee, HDK’nin geçen hafta stratejik öneme sahip Bara kasabasını ele geçirdiğini hatırlatarak çatışmaların Kordofan, Mavi Nil, Batı Darfur ve Hartum’a kadar yayıldığını belirtti. “Sivilleri koruma taahhütlerine rağmen El Faşir’de kimse güvende değil” diyen Pobee, şehirden güvenli geçiş yollarının tamamen kapandığını söyledi.
BM İnsan Hakları Ofisi, hem El Faşir hem de Bara’da toplu infazlar, etnik temelli saldırılar ve sivillere yönelik misillemelerin belgelendiğini duyurdu. Son günlerde en az 50 sivilin öldüğü, aralarında beş Sudan Kızılayı gönüllüsünün de bulunduğu bildirildi.
SAHADAN GELEN TANIKLIKLAR VAHŞETİ GÖZLER ÖNÜNE SERİYOR
AFP’nin sahadan aktardığı tanıklıklar da yaşanan vahşeti gözler önüne serdi. HDK milislerinin El Faşir’e girmesiyle birlikte ailelerin hendeklere saklandığı, sokakların cesetlerle dolduğu ve çocukların ebeveynlerinin gözleri önünde öldürüldüğü bildirildi. Kentin düşmesinin ardından 36 binden fazla sivil, Darfur’un batısındaki Tawila’ya doğru yaya olarak kaçtı. Bu bölge halihazırda 650 binden fazla yerinden edilmiş kişiyi barındırıyor.
Tawila’ya ulaşmayı başaran üç sivil AFP’ye, 18 aydır kuşatma altında tutulan kentteki açlık, bombardıman ve infazların yarattığı dehşeti anlattı. Hayat isimli beş çocuk annesi, “Sabah altıda ağır topçu saldırısı başladı. Çocuklarımla hendekte saklandık. Yedi HDK savaşçısı evimize girdi, telefonumu aldı, arama yaptı ve 16 yaşındaki oğlumu öldürdü. Kaçarken yolda cesetler gördük,” dedi.

CANSIZ BEDENLER SOKAKLARDA
Bir diğer tanık Hüseyin, “El Faşir’de cesetler sokaklarda, kimse gömemiyor. Açlık, susuzluk ve kontrol noktalarıyla dolu bir yoldan kaçtık,” sözleriyle durumu anlattı. Dört çocuk babası Muhammed ise, “Zamzam kampından kaçtım, El Faşir’e sığındım. Savaş yeniden başlayınca ailemle birlikte hendekte saklandık. Yolda soyuldum, gençleri alıp götürdüler. Bazı cesetler kemik haline gelmişti. Şimdi Tawila’dayız ama barınağımız yok, açıkta yatıyoruz,” dedi.
El Faşir’den gelen görüntülerde cesetlerin sokaklarda kaldığı, ailelerin günlerdir aç susuz kaçmaya çalıştığı, kadınların ve çocukların hedef alındığı görülüyor. Tanıkların anlattıkları, 2000’lerin başında Darfur’da yaşanan soykırımın sahnelerini hatırlatıyor.
ÇOCUKLAR HEM SALDIRILARDAN HEM DE AÇLIKTAN ETKİLENİYOR
HDK’nin sivillere yönelik saldırıları özellikle kadın ve çocukları hedef alıyor. Kentin batısındaki yerleşim alanlarında çok sayıda ev yakıldı, bazı mahallelerde toplu infazlar yapıldığı bildirildi. Darfur genelinde 177 bin sivilin HDK kontrolündeki bölgelerde mahsur kaldığı aktarıldı.

Birleşmiş Milletler (BM), El Faşir’deki durumu “dehşet verici bir insanlık felaketi” olarak tanımladı. BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), kentteki nüfusun neredeyse yarısının gıda ve sağlık hizmetlerine erişemediğini, hastanelerin çoğunun kapandığını belirtti. UNICEF, çocukların açlık ve salgın hastalık riskine karşı korunmasız hale geldiğini açıkladı.
KUŞATMA MAYIS 2024’TE BAŞLADI
Mayıs 2024’ten bu yana kuşatma altında bulunan El Faşir, Sudan ordusunun Darfur’daki son büyük kalesi olarak görülüyordu. HDK, geçtiğimiz yılın ortalarından itibaren kenti çevreleyen bölgelerde yoğun topçu saldırılarına ve dron operasyonlarına başlamış, özellikle sivil altyapıyı hedef almıştı. 13 Haziran 2024’te Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 2736 sayılı kararla kuşatmanın kaldırılması ve sivillerin korunması çağrısında bulunmuş, ancak taraflar bu karara uymamıştı.

Kuşatma sürecinde şehirde gıda ve temiz su tedariki neredeyse tamamen durdu. Yerel kaynaklar, halkın hayatta kalmak için hayvan yemleriyle beslendiğini aktardı. Sağlık altyapısının çökmesiyle birlikte doktorlar kaçmak zorunda kaldı, ilaç stokları tükendi. Aynı dönemde, yerinden edilmiş binlerce kişi Abu Shouk kampına sığınmış, ancak bu kamp da birkaç ay içinde HDK bombardımanına maruz kalmıştı.

HDK, EL FAŞİR’İ TÜMDEN ELE GEÇİRDİ
Ekim 2025 itibarıyla HDK, El Faşir’in askeri üssünü ele geçirdiğini duyurdu. Ardından ordu birliklerinin çekilmesiyle şehir tamamen HDK’nin kontrolüne geçti. Bu gelişme, Darfur’daki güç dengesini kökten değiştirdi. Uzmanlar, El Faşir’in düşmesinin Sudan’da fiili bir bölünmeyi tetikleyebileceğini, ülkenin batısında HDK’nin hâkim olduğu ayrı bir yönetim yapısının oluşabileceğini öngörüyor.
Uluslararası tepkiler artarken, Avrupa Birliği ve İngiltere HDK’ye yönelik yaptırım hazırlığı içinde olduklarını açıkladı. Türkiye Dışişleri Bakanlığı da “El Faşir’de sivillere yönelik saldırıları en güçlü şekilde kınadığını” belirterek, insani yardım erişimi için uluslararası girişimlere destek vereceğini duyurdu.
Bugün itibarıyla El Faşir’de ağır bir insani kriz sürüyor. Kentten gelen katliam ve işkence görüntüleri sosyal medyada yayılmaya devam ediyor. Binlerce sivil hâlâ şehirde mahsur durumda; yardım kuruluşları bölgeye ulaşmakta zorlanıyor. Uzmanlara göre, eğer uluslararası toplum etkin bir ateşkes ve insani koridor sağlayamazsa, Darfur’da yaşananlar 21. yüzyılın en ağır insanlık trajedilerinden biri olarak tarihe geçebilir.”

