Microsoft’un kurucusu Bill Gates, Gates Vakfı aracılığıyla Afrika kıtasına 200 milyar dolarlık rekor düzeyde bir yardım programı başlattığını duyurdu. “Yapay zekâ destekli sağlık hizmetleri” odağında yürütülecek bu girişim, kıtanın sağlık sistemlerini dönüştürmeyi ve genç girişimcileri bu sürecin öncüsü yapmayı hedefliyor. Ancak uzmanlar, bu kadar büyük ölçekli ve merkezi aktörlü bir girişimin Afrika ülkelerinde gerçek bir bağımsız kalkınma mı yoksa yeni bir teknolojik bağımlılık mı yaratacağı sorusunu gündeme getiriyor.
FİNANSAL DEV YATIRIM SÜRDÜRÜLEBİLİR Mİ?
Gates Vakfı’nın bu programla geleneksel bağışçılık anlayışını aştığı ve Afrika genelinde kapsamlı bir kalkınma ekosistemi yaratmayı hedeflediği belirtiliyor. Ancak bu strateji, vakfa bağlılık gösteren hükümetlerle çalışılacak olması nedeniyle bazı çevrelerce “şartlı yardım” olarak da değerlendiriliyor. Bill Gates’in “Her Afrika ülkesi sağlık ve eğitim yoluyla refaha ulaşmalı” açıklaması kulağa umut verici gelse de, bu hedeflerin gerçekleşmesinde yerel halkın mı yoksa küresel aktörlerin mi söz sahibi olacağı sorusu hâlâ belirsizliğini koruyor.
Afrika’daki sağlık personeli yetersizliğine yapay zekâ çözümleriyle yanıt verme fikri dikkat çekici. Gates Vakfı, bu kapsamda yeni aşıların tasarlanmasından dijital danışmanlık platformlarına kadar birçok teknolojik çözümü devreye sokacak. Ancak yapay zekâ sistemlerinin kontrolü, verilerin mahremiyeti ve fikrî mülkiyet hakları gibi konular, Afrika’nın kendi teknolojik geleceğini ne ölçüde şekillendirebileceğini sorgulatıyor. Her ne kadar Afrika üniversiteleri ve teknoloji merkezleriyle iş birlikleri kurulacağı söylense de, bu ortaklıkların bilgi transferi mi yoksa yetenek transferi kisvesi altında beyin göçü mü yaratacağı sorusu önemli.
200 milyar dolarlık bu dev bütçe, yabancı yatırımcılar için de cazip fırsatlar sunuyor. Vakfın altyapısı sayesinde risklerin azaltılacağı, yatırımcıların güvenle hareket edebileceği ifade ediliyor. Ancak bu yaklaşımın, Afrika’daki sağlık sistemlerini ve dijital altyapıları özel sektör kâr amaçlı yapılarla mı şekillendireceği yoksa kamu yararına mı hizmet edeceği belirsiz. Vakfın sabırlı sermaye yaklaşımı, yatırımcılar için cazip olsa da, bu “sabrın” karşılığında hangi stratejik kararların dışarıdan yönlendirileceği konusu eleştirilerin odağında.
AFRİKA’NIN GELECEĞİNİ YİNE AFRİKA BELİRLEMELİ
Vakıf, Nijerya, Güney Afrika, Kenya, Etiyopya ve Senegal’deki ofisleri aracılığıyla projeyi sahaya taşımayı planlıyor. Yirmi yıllık zaman diliminde uygulamaya konacak programın başarı ölçütleri arasında sağlık göstergeleri, inovasyon kapasitesi ve finansal sürdürülebilirlik yer alıyor. Ancak uzun vadeli dış kaynaklı projelerin geçmişte Afrika’da tam bağımsız kalkınma yerine dışa bağımlı sistemleri güçlendirdiği yönündeki tarihsel eleştiriler hâlâ güncelliğini koruyor. Bu sebeple birçok uzman, Gates Vakfı’nın bu yatırımının kıtanın “bağımsız geleceğini” mi yoksa “kontrollü gelişimini” mi hedeflediğini sorguluyor.

