Angola Cumhurbaşkanı João Manuel Gonçalves Lourenço, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 80. oturumunda yaptığı konuşmada, Afrika’nın sömürgecilik geçmişinden gelen tecrübeyle barışın önemini herkesten daha iyi bildiğini vurguladı. Lourenço, kıtadaki halkların hâlâ gıda, içme suyu, sağlık ve eğitim gibi temel ihtiyaçlara erişimde zorluk yaşadığını belirterek güvenlik ve istikrarsızlığın kalkınma hedeflerini engellediğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Lourenço, Angola’nın Sahel, Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin doğusundaki krizlerin çözümüne katkı sunduğunu, ancak barış girişimlerinin uluslararası toplumun pasifliği nedeniyle yeterince karşılık bulmadığını ifade etti.
ULUSLARARASI VURGU
Ortadoğu’daki çatışmalara değinen Lourenço, BM Güvenlik Konseyi’nin Filistin’e ilişkin kararlarının uygulanmamasını eleştirdi. İsrail’in 7 Ekim sonrası saldırılarına dikkat çeken Angola lideri, “Filistin halkı Hamas’la eş tutulamaz. ‘Terörist halklar’ ya da ‘terörist çocuklar’ yoktur. Filistinlilerin bağımsız ve egemen bir devlete sahip olma hakkı vardır” dedi. Filistin heyetinin Genel Kurul’a katılımının engellenmesini “uluslararası toplum için olumsuz bir sinyal” olarak nitelendirdi.
Lourenço, Küba’ya uygulanan ambargonun ve ülkenin “terörü destekleyen devlet” olarak etiketlenmesinin kabul edilemez olduğunu vurguladı. Ayrıca Zimbabve ve Venezuela’ya yönelik tek taraflı yaptırımların halkları cezalandırmaktan başka sonuç doğurmadığını söyledi.
İKLİM ADALETİ ÇAĞRISI
Konuşmasında iklim krizine geniş yer ayıran Lourenço, sanayileşmiş ülkelerin tarihsel sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini vurguladı. Angola’nın Paris Anlaşması, BM 2030 Gündemi ve Afrika Birliği’nin 2063 Gündemi’ne bağlılığını yineleyen Lourenço, “Küresel ısınma ve doğal afetlerin yıkıcı etkilerine karşı adil bir enerji dönüşümü için iklim finansmanı şart” dedi.
Yaklaşan COP30’un Brezilya’da düzenleneceğini hatırlatan Angola lideri, bu zirvenin iklim adaletinde yeni bir ilerleme fırsatı sunduğunu kaydetti.
Konuşmasının sonunda Lourenço, Soğuk Savaş sonrası daha barışçıl bir dünya beklendiğini ancak bugün büyük belirsizliklerle karşı karşıya olunduğunu ifade etti. “Çok taraflılık, insanlığı felaketten kurtaracak tek yoldur. BM’nin korunması ve çağın gerçeklerine uygun şekilde reforme edilmesi hepimizin sorumluluğudur” dedi.

