Yeşil enerji devrimi ve dijitalleşme, dünyayı kökten dönüştürürken Afrika kıtası bir kez daha küresel rekabetin merkezine oturuyor. Çünkü bu yeni çağın temelinde, artık petrol ya da altın değil, bakır var ve dünyanın en zengin bakır rezervlerinin önemli bir kısmı Kongo ve Zambiya topraklarında yatıyor.
Elektrikli araçlardan güneş panellerine, veri merkezlerinden yapay zekâ sunucularına kadar modern altyapının neredeyse tamamı bakıra bağımlı. Yeni çağın görünmez omurgasını oluşturan bu kırmızı metal, Afrika’nın kaderini yeniden belirleme potansiyeli taşıyor.
Uluslararası Enerji Ajansı, 2040’a kadar dünya genelinde bakır talebinin en az %50 artacağını öngörüyor. Çünkü bir elektrikli araçta 80 kg, bir rüzgâr türbininde ise tonlarca bakır kullanılıyor. Yalnızca yapay zekâ donanımları bile her yıl milyonlarca ton yeni bakıra ihtiyaç duyacak.
Bu yüzden Çinli bir milyarderin altın ticaretinden kazandığı 1,5 milyar dolarlık serveti bakıra yönlendirmesi tesadüf değil. Artık bakır bir sanayi metali olmanın ötesinde geleceğin jeopolitik anahtarlarından biri olarak tanımlanıyor.
Öte yandan yeni rezerv keşifleri sınırlı, mevcut projeler ise yavaş ilerliyor. 2024 itibarıyla arz-talep dengesi hızla bozulmaya başladı. Gözler bu nedenle bir kez daha aynı yere çevrildi: Afrika’ya.
AFRİKA: KIZIL METALİN KALBİ
Bakır rezervleri bakımından dünyanın en zengin kıtalarından biri olan Afrika, yeni enerji çağının merkezine oturuyor. Özellikle Kongo Demokratik Cumhuriyeti (KDC) ve Zambiya, küresel bakır üretiminde öne çıkan iki ülke. KDC, tek başına küresel üretimin %14’ünü, Zambiya ise %4’ünü sağlıyor.
KDC’nin güneydoğusunda yer alan Katanga Havzası, sadece 2023 yılında açıklanan yeni küresel bakır rezervlerinin %65’ine ev sahipliği yaptı. Zambiya, vaktiyle kıtada sahip olduğu bakır üretimi liderliğini yeniden kazanmak istiyor: 2027’de üretimi 1 milyon ton/yıl, 2031’de ise 3 milyon ton/yıl seviyelerine çıkarmayı hedefliyor.
ÇİN’İN GÜÇLÜ VARLIĞI VE ABD’NİN GEÇ KALIŞI
Son 20 yıldır Çin, Afrika’daki madenlerde sessiz ama derin bir nüfuz politikası izliyor. 2024’te Çin, Afrika’daki lityum madenlerine 4,5 milyar dolar; bakır ve kobalt altyapısına ise 7 milyar dolar daha yatırım yaptı.
Çin, kıtada bakır üretiminin yaklaşık dörtte birini doğrudan kontrol ederken; özellikle Kongo’da üretimin %70’inden fazlasını elinde tutuyor.
Bu yatırımlar, Çin’in sadece ham maddeye değil, dünyanın enerji geleceğine de hükmetme stratejisinin bir parçası. Çin’in erken adımları, onu Afrika’da neredeyse rakipsiz hâle getirdi. ABD ise Latin Amerika’daki güçlü varlığına rağmen Afrika’da stratejik yatırımlar açısından geç kaldı.
Amerika, “Maden Güvenliği Ortaklığı” (Minerals Security Partnership) adlı ittifakı kurarak Çin’e karşı atağa geçti. Amaç elbette Batı’nın kritik minerallere erişimini daha ucuza ve dolaysız şekilde sağlamak.
Bu bağlamda ABD’nin Zambiya’daki Mingomba sahasında yapay zekâ kullanarak KoBold Metals aracılığıyla büyük bir keşif yapması bakır savaşlarında önemli bir hamle oldu.
LOJİSTİK SAVAŞLARI: BAKIRIN YOLU DA REKABET ALANI
Madenin çıkarılması kadar limanlara ulaştırılması da önemli. Bugün Zambiya’da çıkarılan bakır, büyük oranda Tazara Demiryolu üzerinden taşınıyor. Bu hat Tanzanya’nın Darüsselam limanına kadar uzanıyor.
Ancak Lobito Koridoru Projesi, Angola üzerinden daha hızlı ve verimli bir ulaşım hattı sunmayı vadediyor. ABD’nin finanse ettiği bu proje tamamlanırsa bakırın Batı pazarlarına taşınmasında önemli bir rol oynayacak. Altyapı savaşları da bu yeni dönemde jeopolitik mücadelenin bir parçası.
AFRİKA HALKLARININ KAZANCI ÇOK DÜŞÜK
Dünyanın ayrıcalıklı kesimi daha fazla tüketebilsin ve daha yüksek teknolojiye erişebilsin diye Afrika halkları hâlâ ilkel koşullarda çalıştırılıyor. Elektrikli araçlar için gereken bakırı çıkaran işçiler, kilometrelerce yol yürüyerek madenlere ulaşıyor. Yapay zekâ tüm dünyada eğitimi ve bilgiye ulaşımı dönüştürürken, Kongo’daki madenlerde karın tokluğuna çalıştırılan çocuklar okullarından ve temel eğitimden mahrum bir hayat sürüyor. Afrika’nın yer altı zenginlikleri kendi halkı için değil, başkalarının konforu için sömürülüyor.
Bozulan ekosistem, zehirli atık havuzları ve kuruyan nehirler bakır madenciliğinin ağır bilançosu. Kongo ve Zambiya’da, madencilik faaliyetleri nedeniyle ortaya çıkan asitli su, içme suyu kaynaklarını kirletiyor, hayvanları öldürüyor. Madencilik sonucu tarım arazileri ağır metallerle zehirleniyor.
1960’LAR VE 70’LER: ZAMBİYA’DA BAKIRIN ALTIN ÇAĞI

Kurucu lider Kenneth Kaunda döneminde Zambiya, bakır madenlerini kamulaştırdı. Bu dönemde Zambiya’nın ekonomisi neredeyse tamamen bakıra dayanıyordu.
1970’lerde, Zambiya’nın bakır ihracatı ülkenin döviz gelirinin %90’ını oluşturuyordu. Zambiya, kişi başına gelirde Sahra Altı Afrika’nın en zengin ülkelerinden biriydi.
Ancak 1973 Petrol Krizi sonrası dünya bakır fiyatlarında çok büyük bir düşüş yaşandı. Kaunda hükümeti plansız şekilde sadece bakıra bağımlı kaldığı için bu düşüş ülkeyi felakete sürükledi. Altyapı ve üretim çöktü, işsizlik arttı. Kamulaştırılan şirketler verimsizleşti, yabancı yatırım kaçtı. 1980’lere gelindiğinde Zambiya, artık borç batağında, enflasyonla boğuşan ve üretimi düşmüş bir ülkeydi.
Zambiya, 2000’li yıllarda Çin’in devreye girmesiyle yeniden canlandı. Ama bu sefer yabancı şirketler ön plandaydı. Kaunda dönemindeki “Afrika için Afrika kontrolü” ideali yerini küresel madencilik devlerinin hâkimiyetine bıraktı.
Yani Kaunda dönemi aslında “Afrika’nın kaynaklarını Afrikalılar yönetsin” idealinin erken bir örneğiydi. Cesur bir adımdı ama ekonomik gerçeklerle çatıştı.
KAYNAKTAN REFAHA
Bugün bakır zengini Afrika ülkelerinin önünde tarihî bir eşik duruyor: Ya kaynaklarını bir kez daha başkalarının çıkarlarına teslim edip aynı kısır döngüyü sürdürecekler ya da yer altı zenginliklerini halkın refahına dönüştürecek yeni bir sayfa açacaklar. Bu dönüşüm yalnızca kaynağı millîleştirme politikalarıyla değil, stratejik planlama, uluslararası ilişkilerde denge kurabilme becerisi ve kalkınmaya dönük akılcı yatırımlarla mümkün olabilir.
Kongo ve Zambiya gibi ülkeler, hâlâ teknolojiye, nitelikli iş gücüne ve sermayeye bağımlı durumda. Tamamen içe kapanmak yerine, küresel güçleri birbirine karşı dengeleyerek, ülke çıkarlarını koruyan çok taraflı ve şeffaf iş birlikleri kurmak daha işlevsel olabilir. Bu iş birlikleri, yalnızca kaynakların çıkarılması için değil; aynı zamanda teknoloji transferi, yerli sanayi gelişimi ve insan kaynağının eğitimi gibi alanlarda da katkı sunmalı.
Ekonomik çeşitlilik de bu sürecin temel taşlarından biri. Sadece bakıra dayalı bir ekonomi kırılgan kalacaktır; buna karşılık madencilikten elde edilen gelirlerin tarım, altyapı, eğitim ve sağlık gibi stratejik alanlara yönlendirilmesi, orta-uzun vadede toplumun genel refah seviyesini artırabilir.
Kendi toprağının altındaki zenginliği yüzyıllardır başkalarının geleceği için harcayan Afrika şimdi yeni ve kritik bir çağın eşiğinde. Ya bu döngüyü kıracak ya da bir kez daha kendi hikâyesinde figüran kalacak.
Kaunda’nın “Afrika için Afrika kontrolü” yalnızca ekonomik bir model olarak değerlendirilmemeli zira kaynakların kontrolü kıta halkı için “onurlu bir yaşam” demek. Asıl mesele, kırmızı metalin kime ait olduğu değil, onun sayesinde kimlerin hayatının değiştiğidir.
Yazarın Faydalandığı Kaynaklar:
https://www.gbreports.com/article/mining-in-africa-copper
https://africanarguments.org/2025/02/zambia-who-will-benefit-from-the-global-copper-rush/
https://www.mining.com/web/zambia-looks-to-uae-and-saudi-arabia-to-back-copper-expansion
https://www.thenation.com/article/world/zambia-copper-colonialism
Kaynak: Fokus+