Bu hafta Minneapolis sokaklarında endişe verici görüntüler yaşanmaya devam ediyor. ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) birimleri ile protestocular arasındaki gerilim giderek tırmanıyor. Manşetlerin ötesinde ise, ABD’de ve dünyanın farklı yerlerinde yaşayan, bu süreci kuşaklar arası bir travma olarak yaşayan topluluklar bulunuyor.
Somali diasporasından uzmanlar ve aktivistlerle; Mogadişu’da ve ABD’de en büyük Somali nüfusuna ev sahipliği yapan Minnesota eyaletinde görüştüm. Ortaya çıkan tablo, yoğun bir kaygı kadar güçlü bir kararlılığı da yansıtıyor.
SOMALİ TOPLUMUNA YÖNELİK HEDEF ALMA
Donald Trump, ikinci başkanlık döneminin neredeyse tamamında Somali kökenli Amerikalılara odaklanmış durumda. Hem Somali halkı hem de Somali hakkında aşağılayıcı ifadeler kullanan Trump, bu yaklaşımını genel olarak göçmen karşıtı politikalarını meşrulaştırmak için kullanıyor. Özellikle Minnesota eyaletinde bu politikalar daha sert şekilde uygulanıyor. Eyalette Somali kökenli 100 binden fazla kişi yaşıyor.

Trump’ın özellikle Somali kökenli Minnesota Temsilcisi İlhan Omar ile kişisel bir husumet içinde olduğu görülüyor. Aralarında karşılıklı sert açıklamalar yaşanırken, Trump bu gerilimi tüm Somali toplumuna yöneltiyor. Bu hafta Omar’ın kimliği belirsiz bir kişi tarafından üzerine bir madde püskürtülerek saldırıya uğramasının ardından Trump, Omar için “muhtemelen kendine bunu yaptırdı” diyerek tepki çekti.
Leicester Üniversitesi’nden Prof. Idil Abdi Osman’a göre Somali toplumunun hedef alınmasının temel nedeni “kolay hedef” olmaları. Osman, Avrupa ve ABD’de sağa kayışın bir “siyasi gök gürültüsü” yarattığını ve Somalilerin bu fırtınanın içine çekildiğini söylüyor. Ona göre Somaliler, popülist söylemler için uygun bir günah keçisi olarak görülüyor.

Somali toplumunun aynı anda hem siyah, hem Müslüman hem de göçmen olması, onları ırkçılık, İslamofobi ve göçmen karşıtlığının kesişim noktasında daha da savunmasız hale getiriyor. Bu durum sadece ABD ile sınırlı değil; Avrupa’da da benzer yansımalar görülüyor ve küresel Somali diasporasında güçlü yankılar uyandırıyor.
BENZERSİZ BİR ŞEKİLDE BİRBİRİNE BAĞLI BİR DİASPORA
Somali diasporası, hem pratik hem de duygusal olarak son derece güçlü bağlara sahip. Bunun temel nedeni, büyük göç dalgalarının 1980’lerin sonunda başlayan Somali iç savaşının ardından gerçekleşmiş olması. Yani diaspora, gönüllü değil, zorunlu göçün bir sonucu.

Prof. Osman’a göre zorunlu göçle oluşan diasporalar, ana vatanlarıyla daha güçlü bağlar kuruyor. Hatta Somali dışında doğmuş bazı gençlerin, Somali’de yaşayanlardan daha iyi Somali dili konuşabildiğini belirtiyor.
Bir diğer neden ise Somali aile yapısı ve göçün dağınık şekilde gerçekleşmesi. Yerleştirme programları sınırlı olduğu için, büyük aileler farklı ülkelere dağılmış durumda. Bu da dünya genelinde geniş, birbirine bağlı bir “küresel aile” yapısı oluşturuyor.
İngiltere merkezli Somali Development Services’ın kurucusu Jawaahir Daahir:
“Siyasi ya da kişisel her gelişmeye güçlü aile ağları ve dayanışma yoluyla tepki veriyoruz.” diyor. Daahir, kendi ailesinde ABD’de yaşayan 30’dan fazla akrabası olduğunu ve Minnesota’daki bir sorunun İngiltere’de de aynı şekilde hissedildiğini anlatıyor.
KÜRESEL ÖLÇEKTE KAYGI YARATAN BİR DÖNEM
Daahir’e göre siyaset ve medya, artan ırkçılık ve göçmen karşıtlığının bireylerin hayatına nasıl yansıdığını yeterince ele almıyor. Birçok aile, aidiyet, eşit vatandaşlık ve güvenlik konularında ciddi endişeler yaşıyor.
Minnesota’da görev yapan ve ismini vermek istemeyen bir akademisyen, bazı ebeveynlerin, çocukları Amerikan vatandaşı olmasına rağmen, ICE tarafından alınma korkusuyla onları okula göndermeye çekindiklerini söylüyor. Bu durumun, çocukların gelişimi ve topluma uyumu üzerinde pandemi dönemine benzer travmatik etkiler yarattığını vurguluyor.
ŞOK, DAYANIŞMA VE SİVİL DİRENİŞ
Daahir, Somali kökenli toplulukların uzun süredir aşırı sağ, ırkçılık ve göçmen karşıtlığıyla mücadele ettiğini söylüyor. Ancak yeni olan şey, devlet politikalarının giderek bu söylemleri yansıtması. Avrupa Birliği ülkelerinde de aile birleşimi ve sınır dışı uygulamalarının sertleştiğine dikkat çekiliyor.
ABD’de ise “hukukun üstünlüğü” ilkesine olan güvenin zayıfladığı hissi yaygınlaşıyor. Buna rağmen Somali topluluklarının tabandan örgütlenme ve dayanışma konusunda çok deneyimli olduğu belirtiliyor. Minnesota’da Somali topluluklarının, sadece kendi üyelerine değil, diğer topluluklara da gıda ve destek sağladığı aktarılıyor.
Minnesota Üniversitesi’nden Prof. Abdi Samatar, bu dayanışmanın karşılıklı olduğunu vurguluyor. Ona göre Minnesota, tarihsel olarak göçmenlere karşı daha kapsayıcı bir yaklaşım sergileyen bir eyalet oldu. Federal hükümet ile eyalet yönetimleri arasındaki farkın da burada önemli olduğuna dikkat çekiyor. Samatar:
“Minnesota, göçmenlere büyük ölçüde fırsat ve sıcaklık sundu” diyor.

ICE tarafından hedef alınan göçmenlere yönelik yerel dayanışmanın, uzun süredir devam eden bir gelenek olduğunu ifade ediyor. Samatar:
“Umudum, yeniden nezaketin ve insanlığın hakim olduğu bir dünyaya dönmemiz.”
Bu süreçte küresel Somali diasporası, önlerinde zorlu bir dönem olabileceğinin farkında. Ancak güçlü tarihsel bağlar, dayanışma ve topluluk bilinci, bu sürece karşı en önemli dayanakları olmaya devam ediyor.
Kaynak: The Guardian

