Afrika, çoğu zaman haritalar, istatistikler ya da resmî söylemler üzerinden konuşulsa da kıtanın asıl hikâyesi insanlarda, emekte ve gündelik hayatta saklı. Ankara’nın tarihi Hamamönü semtinde yer alan Afrika Kültür Evi, tam da bu görünmeyen hikayeleri görünür kılan, Türkiye ile Afrika arasında sessiz ama güçlü bir gönül köprüsü kuruyor.
WAJ Türk muhabiri Ayşegül Demircan, Afrika Kültür Evi Başkanı Zeliha Sağlam ile gerçekleştirdiği bu röportajda; Afrika Kültür Evi’nin ortaya çıkış hikayesinden yürütülen faaliyetlere, kadın emeğinin kıtalar arası yolculuğundan kültürel diplomasinin insani boyutuna uzanan çok katmanlı bir anlatıyı okura taşıyor.
Afrika Kültür Evi fikri ilk olarak nasıl ortaya çıktı ve bu projenin hayata geçme süreci nasıl ilerledi?
Afrika Kültür Evi fikri, Sayın Hanımefendi Emine Erdoğan’ın Afrika’ya gerçekleştirilen resmi ziyaretleri sırasında sahada kurduğu samimi temasların ve gözlemlerin bir sonucu olarak ortaya çıktı. El emeğiyle üreten, kültürlerini yaşatan ancak çoğu zaman görünür olmayan Afrikalı kadınların hikâyeleri, bu fikrin temel ilham kaynağını oluşturdu. Bir annenin dokuduğu sepeti anlatırken sergilediği gurur, bir başka kadının el işiyle ayakta kalma çabası, bu emeğin daha onurlu bir zeminde karşılık bulması gerektiğini açıkça gösteriyordu. Afrika Kültür Evi fikri, sahada karşılaşılan gerçek hikâyelerin doğal bir sonucu diyebiliriz.

Bu insani birikim ve farkındalık, Sayın Hanımefendi’nin önderliğinde 2016 yılında Afrika Kültür Evi’nin hayata geçirilmesiyle kurumsal bir yapıya kavuştu. Açılıştan sonra başlayan süreçte asıl odak, hikâyeleri doğru anlatmak, emeği görünür kılmak ve kalıcı ilişkiler inşa etmek oldu. Afrika Kültür Evi, hem bir mekân hem de sürdürülebilir ve karşılıklı öğrenmeyi esas alan bir dayanışma modeli.
Afrika Kültür Evi’nin kapısından içeri giren birisi kendini nasıl bir atmosferin içinde buluyor?
Afrika Kültür Evi’ne giren bir ziyaretçi çoğu zaman şunu söylüyor: “Sanki başka bir ülkeye adım atmış gibiyim ama aynı zamanda çok tanıdık.” Afrika Kültür Evinin Ankara’nın Hamamönü semtinde, geleneksel bir Türk evinde hayat bulmasının da etkisi bu. Duvarlardaki renkler, dokular, Afrika’daki kadınların yaptığı el işi ürünlerle birleşerek bir uyum gösterdiler. Anlatılan hikâyeler yaşayan bir müze görünümü de sağlıyor. Her objenin bir hikâyesi var. Tanzanya’dan gelen sisal bitkisinden bir çanta dokuma, Senegal’de bir annenin geçim kaynağına dönüşmüş bir sepet, Güney Afrika’da boncuklardan yapılan kolyeler, Gana’daki kadınların yaptığı yelpazeler… Ziyaretçiler bakarken dinliyor, soruyor ve bağ kuruyor.
Afrika Kültür Evi’nin kapısından içeri adım attığınızda, daha ilk anda kendinizi yaşayan bir kültürün içinde buluyorsunuz. Afrika’nın farklı coğrafyalarından gelen el emeği ürünlerin yer aldığı sergi alanları, her biri ayrı bir hikâye anlatan renkler, dokular ve motiflerle ziyaretçilerini karşılıyor. Bu alanlar kadın emeğinin, kültürel hafızanın ve kadim zanaatların görünür kılındığı birer anlatı niteliğinde.

Mekânın kalbinde yer alan kafeterya ise Afrika kahvelerinin ve sıcak sohbetlerin buluştuğu, insanı yavaşlatan ve iyi hissettiren bir durak gibi. Etkinlik ve atölye çalışmalarına ayrılmış alanlarda ise müzik, sanat, el işi ve söyleşiler aracılığıyla kültür canlı bir temas hâline geliyor.
Afrika Kültür Evi’nde insan, misafir değil ev sahibi gibi hisseder. Sınırlar ve mesafeler anlamını yitirir, Ankara’nın ortasında Afrika’ya dokunur, hatta bir an için kendini Afrika’da hisseder. Burası herkesin evi, herkesin kendinden bir parça bulabildiği, kültürün gönül diliyle konuştuğu bir buluşma mekânıdır.
Şu an aktif olarak Afrika Kültür Evi çatısı altında ne tür faaliyetler yürütüyorsunuz ve Afrika Kültür Evi, Türkiye ile Afrika ülkeleri ilişkilerinde nasıl bir boşluğu dolduruyor?
Afrika Kültür Evi bir sergi alanının yanında yaşayan bir buluşma noktası. Sergiler, atölyeler, akademik söyleşiler, gençlere yönelik etkinlikler ve el sanatları çalışmalarıyla çok katmanlı bir yapı sunuyor.
Türkiye ile Afrika ülkeleri ilişkilerinde genellikle resmî ve ekonomik boyut ön planda olurken, Afrika Kültür Evi bu ilişkinin insani ve kültürel yüzünü tamamlıyor. Burada insanlar Afrika’yı bir başlık ya da harita olmanın yanında bir insan, bir hikâye, bir emek olarak tanıyor.
Gençlerin ve çocukların Afrika Kültür Evi’ne olan ilgisini nasıl gözlemliyorsunuz?
Çocuklar ve gençler Afrika Kültür Evi’ne büyük bir merakla yaklaşıyor. Özellikle bir objenin arkasındaki hikâyeyi duyduklarında gözlerindeki merak çok kıymetli. “Bunları gerçekten kadınlar mı yapıyor?” diye sormaları, aslında empati kurmanın başladığı an oluyor.

Gençler burada farklı kültürlerle, emek ve sorumluluk gibi kavramlarla tanışıyor. Bu ilgi, geleceğe, farklı ülkeleri tanıma merakı ve bağ kurmaya dair en büyük umudumuz.
Önümüzdeki dönemde bu dostluğu pekiştirecek ne gibi sürpriz çalışmalar planlıyorsunuz?
Önümüzdeki dönemde kadın emeğini ve gençleri merkeze alan yeni eğitim ve atölye programları, tematik sergiler ve uluslararası iş birlikleri planlıyoruz. Ayrıca Afrika Kültür Evi’nin 10. yılı vesilesiyle, geçmişten bugüne uzanan hikâyeleri görünür kılan, hatıraları ve geleceğe dair umutları bir araya getiren özel anlatılar hazırlıyoruz.
Afrikalı ürünlerin Türkiye’de değer görmesi Afrika’daki yerel halk ve yönetimler tarafından nasıl karşılanıyor?
Afrika’daki üreticiler için ürünlerinin Türkiye’de ilgi görmesi ve alıcısıyla buluşmasının yanısıra emeklerinin fark edilmesi anlamına geliyor. Bir üreticinin “Yaptığım iş başka bir ülkede değer gördü” diyebilmesi, özgüven ve umut yaratıyor.
Yerel yönetimler de bu süreci, kültürel mirasın korunması ve kadınların güçlenmesi açısından çok kıymetli buluyor. Bu karşılıklı memnuniyet, iş birliğini daha da anlamlı kılıyor.
Afrika’dan getirilen ürünlerin seçiminde ve buradaki standlara ulaşma sürecinde ne gibi kriterleriniz var?
Ürünlerin el emeğiyle üretilmiş olması, yerel kültürü yansıtması ve doğrudan üreticiyi desteklemesi bizim için temel kriter. Her ürünün arkasında bir hikâye, bir emek ve bir yaşam mücadelesi var.
Aynı zamanda sürdürü4lebilirlik ilkelerini önemsiyoruz. Bu nedenle ürünlerin seçim süreci aceleyle değil, karşılıklı güven ve uzun vadeli ilişki anlayışıyla yürütülüyor.
Afrika Kültür Evi, kıtanın farklı dillerini, renklerini ve geleneklerini Türk toplumuna doğru bir şekilde anlatmak için nasıl bir köprü kuruyor?
Afrika Kültür Evi, Afrika’yı tek bir renk ya da tek bir hikâye üzerinden anlatmıyor. Aksine, kıtanın çok sesli ve çok renkli yapısını görünür kılmaya çalışıyor.
Burada Afrika, “uzak” ya da “egzotik” bir yerin ötesinde, tanışılabilir, anlaşılabilir ve birlikte üretilebilecek bir kültürel alan olarak sunuluyor. Bu da farklı toplumlar arasında sessiz ama güçlü bir köprü kuruyor.

