Kenya’nın başkenti Nairobi’de taksi şoförlüğü yapan 34 yaşındaki Samuel Omondi, şehrin kaotik trafiğinde geçen 12 saatlik yorucu mesailerinde her seferinde iki ya da üç şişe şekerli gazlı içecek içtiğini anlatıyor.
“Benim yakıtımdı.” diyor.
Yoğun bir taksi durağında mola verirken ekliyor:
“Ucuzdu, tatlıydı ve ayakta kalmam için bana hızlı bir enerji patlaması sağlıyordu.”
Geçen yıl Samuel’e Tip 2 diyabet teşhisi konuldu. Üç çocuk babası olan Samuel, artık kazancının önemli bir kısmını ilaçlara ve haftalık sağlık kontrollerine harcıyor.
“Sadece susuzluğumu giderdiğimi sanıyordum. Kendimi yavaş yavaş hasta ettiğimi bilmiyordum.” diyor TRT Afrika’ya, elinde bir şişe suyla.
“Eğer o gazlı içecek daha pahalı olsaydı, belki çok daha önce suyu tercih ederdim.”
Binlerce kilometre ötede, Zambiya’nın Lusaka şehrinde yaşayan 19 yaşındaki üniversite öğrencisi Chileshe Banda ise geçen yıl, alkollü araç kullanımı sonucu meydana gelen bir kazada ağabeyini kaybetti. Elektrikçi olan ağabeyi, kariyerine umut verici bir başlangıç yapmıştı ve eve yürüyerek dönüyordu. Chileshe:
“Alkol burada her yerde ve o kadar ucuz ki sanki havadan alıyorsun.” diyor.
Kazaya neden olan sürücünün, bazı satış noktalarında şişe sudan bile daha ucuza satılan, yüksek alkollü bir bira içtiği belirtildi.
VERGİ TUZAĞI
Chileshe’nin ailesi için ortaya çıkan ekonomik ve duygusal boşluk kalıcı. Bu trajedi aynı zamanda Dünya Sağlık Örgütü’nün neden alkol kaynaklı yaralanma ve şiddeti, ucuz alkollü içkilerin yaygınlığıyla doğrudan ilişkilendirdiğini de gözler önüne seriyor. Bazı ülkelerde, yaygın olarak satılan şekerli içecekler şişe sudan daha ucuza satılıyor.
Samuel ve Chileshe’nin hikâyeleri, Afrika genelinde süregelen ve şekerli içecekler ile alkol üzerindeki sürekli düşük vergilerden beslenen kıta çapındaki bir sağlık krizini de yansıtıyor. DSÖ’nün birçok çalışması, bu ürünler gelir düzeyine kıyasla ucuzladıkça, önlenebilir hastalıklar ve yaralanmaların sağlık sistemleri üzerindeki yükünün de orantılı biçimde arttığını gösteriyor. DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus:
“Sağlık vergileri, sağlığı teşvik etmek ve hastalıkları önlemek için elimizdeki en güçlü araçlardan biridir.” diyor
DSÖ, hükümetlere bu vergileri “kayda değer ölçüde güçlendirmeleri” çağrısında bulunuyor. Zayıf vergi sistemlerinin, zararlı ürünlerin erişilebilir kalmasına izin verdiğini ve uzun vadeli maliyetlerin toplumlara yüklendiğini vurguluyor.
Birçok Afrika ülkesi bu tür vergileri hayata geçirmiş olsa da, bunlar çoğu zaman sembolik düzeyde kalıyor ve tüketici davranışını değiştirmekten uzak. DSÖ’ye göre, yaygın bir şekerli gazlı içeceğe uygulanan ortalama vergi, ürün fiyatının yalnızca yüzde 2’sine denk geliyor. Üstelik bu vergiler, meyve suları ve şekerli süt bazlı içecekler gibi yüksek şeker içeren birçok ürünü de kapsamıyor.
PARÇALI POLİTİKA
Alkolde ise küresel ölçekte uygulanan ortalama özel tüketim vergisi, birçok ürüne kıyasla neredeyse etkisiz düzeyde. Pek çok ülkede bu vergiler enflasyona bile endekslenmiyor. Bu da bira, içki ve şarabın giderek daha erişilebilir ve büyüyen bir tüketici kitlesi için daha ucuz hale gelmesine yol açıyor. DSÖ Sağlığın Belirleyicileri Departmanı Direktörü Dr. Etienne Krug:
“Uygun fiyatlı alkol; şiddeti, yaralanmaları ve hastalıkları körüklüyor. Sanayi kâr ederken, geniş ölçekli tüketimin sonuçlarına halk sağlığı katlanıyor.” uyarısında bulunuyor.

Bu ürünlerin yaygınlaşması ve kimi zaman idari olarak da teşvik edilmesi sürerken, bazı Afrika ülkeleri şekerli içeceklere vergi uygulamaya başladı. Güney Afrika, 2018’de yürürlüğe giren “Sağlık Teşvik Vergisi” ile bu alanda öncülük ediyor. Fas, Tunus, Seyşeller, Mauritius, Namibya, Botsvana ve Esvatini de benzer adımlar attı.
Kenya şekerli içeceklere özel tüketim vergisi uyguluyor. Uganda, Zambiya ve Nijerya da bu yönde vergiler getirdi. Nijerya’daki vergi politikası ise uygulama biçimi ve vergi oranları üzerinden hâlen tartışma konusu.
YÜK BAŞKA YERLERE TAŞINIYOR
DSÖ tahminlerine göre, bu ülkelerin birçoğunda uygulanan vergi oranları hâlâ tüketimi anlamlı biçimde azaltacak ya da zorlanan sağlık hizmetleri için ciddi gelir yaratacak düzeyde değil.
Politika uzmanları, “günah vergilerinin” makul ölçüde yüksek olması gerektiğini vurguluyor. Ayrıca bu vergilerin tüm şekerli ürünleri kapsaması ve enflasyon ile gelir artışına düzenli olarak uyarlanması gerektiğini belirtiyorlar. Aksi halde bu sağlıksız ürünler zamanla yeniden daha ulaşılabilir hale geliyor.
DSÖ’nün yeni “3’e 35” girişimi, tütün, alkol ve şekerli içeceklerin reel fiyatlarını 2035 yılına kadar artırmayı hedefliyor. Afrika hükümetleri için tablo net. Ucuz içeceklerin kısa vadeli cazibesi, bedelini hastane servislerinde ve cenaze evlerinde ödüyor. Samuel ve Chileshe’nin ailesi gibi vatandaşlar bu bedelin doğrudan muhatabı.
Nairobi’ye döndüğümüzde Samuel artık yerel kliniğinde şekerli içeceklere karşı gönüllü bir kampanyacı olarak çalışıyor. “Sağlıklı olanı seçmek, aynı zamanda en kolay seçenek olmalı.” diyor.
Lusaka’daki Chileshe için ise çağrı, önleme yoluyla adalet sağlanması yönünde:
“Alkole daha yüksek vergi koyun. Anlık olarak sarhoş olmayı zorlaştırın. Eğer bir hayat kurtaracaksa, buna değer.” diyor TRT Afrika’ya.

