Türkiye’nin Afrika kıtasındaki artan siyasi, ekonomik ve askeri etkisi uluslararası basının gündemine girdi. Middle East Eye, Ankara’nın Afrika’da artık pasif bir gözlemci değil; sahadaki dengeleri etkileyebilen ve gerektiğinde rakip stratejileri bozabilen etkin bir aktör konumuna ulaştığını yazdı. Analizde, Türkiye’nin Batılı ülkelerden farklı bir yol izleyerek kıtada uzun vadeli ve çok boyutlu bir strateji benimsediği vurgulandı.
Küresel güç rekabetinin hız kazandığı Afrika’da Türkiye’nin kıtaya öncelik verdiği, sorunlara “Afrika yaklaşımı” çerçevesinde çözüm üretmeye çalıştığı belirtildi. Ankara’nın diplomasi, güvenlik ve ekonomi alanlarını eş zamanlı yürüten bir model geliştirdiğine dikkat çekildi.
DİPLOMASİ VE İSTİHBARAT SAHADA KARŞILIK BULUYOR
Türkiye’nin yürüttüğü istihbarat diplomasisinin sahada somut sonuçlar verdiği ifade edildi. Çad’dan Nijer’e, Togo’dan Burkina Faso’ya, Tanzanya’dan Kenya’ya kadar birçok ülkede Ankara adına önemli adımlar atıldığına işaret edildi.

Bu süreçte Türkiye’nin yalnızca diplomatik ilişkilerle yetinmediği; güvenlik, eğitim ve ekonomik alanlarda da etkisini artırdığı vurgulandı.

Türkiye’nin Afrika ile ilişkilerinin on yılı aşkın süredir istikrarlı biçimde geliştiği, yatırımlardan diplomatik temsilin artırılmasına kadar geniş bir alanda ilerleme sağlandığı kaydedildi. Türkiye ile Afrika arasındaki ticaret hacminin 2003’ten bu yana yaklaşık sekiz kat artarak 2022’de 40,7 milyar dolara ulaştığı hatırlatıldı.
Uluslararası Kriz Grubu’nun Afrika Programı Direktörü Murithi Mutiga, Türkiye’nin bugün kıtadaki en önemli dış aktörlerden biri haline geldiğini belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bu yaklaşım ilginç çünkü güvenlik desteği yoluyla sert gücü, binlerce Afrikalı öğrencinin Türk üniversitelerine kabul edilmesiyle yumuşak gücü ve Afrika genelinde görünür bir varlığa sahip Türk Hava Yolları ile sembolize edilen ticareti aynı anda kapsıyor.”
GÜVENLİK VE SAVUNMA
Afrika’daki askeri gerilimlerin artmasıyla birlikte Türkiye’nin kıtadaki varlığının son yıllarda daha çok güvenlik ve savunma odaklı bir nitelik kazandığı aktarıldı. Ankara’nın Sahra Altı Afrika’daki birçok ülkeye silahlı insansız hava araçları tedarik etmeye başladığı, Nijer gibi ülkelerle güvenlik eğitimi anlaşmaları imzaladığı ifade edildi.

Türk istihbaratının Afrika’daki faaliyetlerinin tarihsel kökenlerinin Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuzey Afrika’daki varlığına kadar uzandığına da dikkat çekildi.
Darbelere sahne olan eski Fransız sömürgeleri Nijer, Burkina Faso ve Mali’de yeni yönetimlerin Batı’dan uzaklaşarak Türkiye, Çin ve Rusya gibi aktörlere yöneldiği belirtildi.
Mogadişu merkezli Yol Barış Araştırma Enstitüsü’nde araştırma görevlisi olan Clifford Omondi Okwany, ABD’nin Afrika’daki varlığını azaltmasıyla birlikte özellikle 2014’ten sonra Türkiye’nin etkisini hızla genişlettiğini ifade etti.
”TÜRKİYE BATI’NIN İZLEDİĞİ YOLU İZLEMİYOR
Okwany, Türkiye’nin Somali’de uyguladığı güvenlik modelinin Batılı ülkelerden ayrıştığını belirterek şunları söyledi:
“Türkiye, birçok Batılı gücün aksine Somali’nin kendisini savunmasını sağlayacak kurumlara yatırım yapıyor. Devlet inşasına ve savunma kapasitesinin geliştirilmesine odaklanıyor.”
Türkiye’nin Sudan, Etiyopya ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti gibi ülkelerde yaşanan çatışmalarda taraf olmaktan kaçındığı; arabuluculuk rolünü ve insani yardımları öncelediği de vurgulandı.
Okwany, Ankara’nın yaklaşımını şu sözlerle özetledi:
“Türkiye diyor ki: Orta güç olarak Afrika’daki farklı ülkeler arasında barışı sağlamaya çalışacak kadar güçlüyüm. Bu, Batı’nın uyguladığı yaklaşımdan farklı. Türkiye de bir güç olmak istiyor; giderek büyüyen bir küresel aktör.”
Türkiye’nin Afrika’da artık pasif bir izleyici olmadığı; siyasi, ekonomik ve güvenlik dinamiklerini etkileyebilen bir aktöre dönüştüğü değerlendirmesi yapıldı. Kıta genelinde değişen güç dengelerinde Ankara’nın giderek daha belirleyici bir rol üstlendiği ifade edildi.
Kaynak: Ajanslar

