Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Batı Cape eyaletinde etkili olan orman yangınları geniş bir alanı tahrip etti. Yetkililer, eyalet genelinde yangınlardan etkilenen alanın 100 bin hektarı geçtiğini açıkladı.
Batı Cape Yerel Yönetimler Departmanı Başkanı Anton Bredell, basına yaptığı açıklamada, itfaiye ekiplerinin yangını kontrol altına almak için yoğun çaba sarf ettiğini belirterek, “Eyalet genelinde yanan alan maalesef 100 bin hektarı aştı. Özellikle Cederberg Dağları’nda sarp arazi nedeniyle karadan ulaşımın mümkün olmadığı noktalara helikopter ve uçaklarla havadan müdahale ediyoruz. Önceliğimiz can kaybını önlemek ve yerleşim yerlerini korumak.” dedi.

Garden Route Bölge Belediyesi İtfaiye Hizmetleri de Mossel Bay çevresindeki alevlerin yerleşim alanlarına ulaştığını bildirdi. Açıklamada, rüzgarın yön değiştirmesiyle bazı bölgelerin tehdit altına girdiği, şu ana kadar en az 10 evin tamamen yandığı belirtildi. Ekiplerin, yangının diğer konutlara sıçramasını önlemek amacıyla savunma hatları oluşturduğu kaydedildi.
Yangınlar nedeniyle oluşan yoğun duman, ülkenin doğu ve batı yakasını birbirine bağlayan N2 otoyolunda görüş mesafesini ciddi şekilde düşürdü. Trafik akışının kontrollü sağlandığı bölgede, yetkililer sürücüleri zorunlu olmadıkça yola çıkmamaları konusunda uyardı.
Yerel basında yer alan haberlere göre, yangın söndürme çalışmalarına çevre belediyelerden gelen takviye ekiplerin yanı sıra gönüllü gruplar da destek veriyor.

YANGIN, BİTKİ ÖRTÜSÜNÜ DÖNÜŞTÜRÜYOR
Batı Cape bölgesini kapsayan ve dünyanın en küçük ancak en yoğun bitki çeşitliliğine sahip alanlarından biri olarak kabul edilen “Cape Flora Krallığı”nın ekolojik döngüsünün, paradoksal biçimde yangınlara bağlı olduğu belirtiliyor.
Bölgeye özgü endemik “fynbos” bitki örtüsünün, tohumların çimlenmesi ve ekosistemin yenilenebilmesi için düzenli aralıklarla yanmaya ihtiyaç duyduğu ifade ediliyor. Yüksek ısı ve duman, toprakta bulunan tohumları harekete geçirirken, yaşlı bitkilerin yanmasıyla açılan alanlar yeni filizlerin büyümesine olanak sağlıyor.
Uzmanlar, bu süreci bir felaket olmanın ötesinde, bölge coğrafyasının kaçınılmaz bir “ekolojik yenilenme süreci” olarak değerlendiriyor.

