The Africa Report’ta yayımlanan değerlendirmesinde Kamerunlu tarihçi ve siyaset bilimci Achille Mbembe, Afrika’daki güncel siyasi dalgalanmaların “demokrasi krizi” olarak tanımlanmasının kavramsal bir hata olduğunu savundu. Mbembe’ye göre, kıtada esaslı (içeriksel) bir demokrasi zaten mevcut değil.
Güney Afrika, Botsvana, Seyşeller ve Cabo Verde; kısmen de Mauritius, Senegal, Gana ve Nijerya dışındaki ülkelerde, hukukun üstünlüğüne dayalı bir devletin temel niteliklerini taşıyan rejimlerin son derece az olduğunu belirten Mbembe, asıl krizin demokraside değil, sömürge döneminden devralınan kurumsal düzenin çöküşünde olduğunu ifade etti.
1990’larda askeri yönetimlerin ve tek parti rejimlerinin gerilemesiyle birlikte birçok Afrika ülkesi çok partili sisteme ve piyasa ekonomisine yönelmiş gibi görünse de, hukukun üstünlüğü ve hesap verebilirlik gibi temel ilkeler bilinçli biçimde hayata geçirilmedi. Bunun yerine, eski tek parti düzenini gizleyen bir “idari çok partililik” modeli benimsendi.
“OTO-SÖMÜRGELEŞTİRME”
Mbembe, Afrika’daki askeri ve tek parti rejimlerinin kökeninin doğrudan sömürgecilikte yattığını vurguladı. Sömürge yönetimlerinin yerli halklara sistematik biçimde aşıladığı öz-nefretin, bağımsızlık sonrasında da etkisini sürdürdüğünü belirten Mbembe, Afrika’daki yönetici sınıfların bu mirası kendi çıkarları doğrultusunda “oto-sömürgeleştirme” sürecine dönüştürdüğünü kaydetti.
Bu modelde yöneticilerin, yurttaşları hesap vermeden yönetmek istediğini dile getiren Mbembe, günümüzde de birçok rejimin halkı yurttaşlar topluluğu olarak değil, sömürge tebaası gibi idare etmeye devam ettiğini savundu.
ÜÇ BÜYÜK TARİHSEL KRİZ
Mbembe’ye göre bu yönetim anlayışı, kıtanın kalkınmasını engelleyen üç temel krizi çözemedi:
- Servet üretimi krizi: Devletler, halkın temel ihtiyaçlarını karşılayacak ekonomik üretim koşullarını oluşturamadı.
- Yeniden dağıtım krizi: Üretilen sınırlı servet, giderek daralan bir elit kesimin elinde toplandı.
- Temsil krizi: Toplum, seçmenler ve siyasi sınıf arasındaki uçurum derinleşti.
İdari çok partililik bu sorunları daha da ağırlaştırırken mevcut ekonomik model doğal kaynakların yağmasına ve çevrenin tahribine dayanıyor, bu durum giderek bir “savaş ekonomisi” görünümü aldı.
KÜRESEL BAĞLAM VE SİVİL TOPLUM ÇAĞRISI
Mbembe, yalnızca Afrika’da değil, küresel ölçekte de demokrasinin içinin boşaltıldığı, çok taraflı kurumların zayıflatıldığı ve uluslararası dayanışmanın gerilediği “karanlık bir döneme” girildiğini savundu. Afrika’da bu eğilimin Sudan, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin doğusu ve Sahel’de görüldüğü üzere, doğal zenginliklerin yağmalanması ve insan hayatının yok sayılması riskini artırdığına dikkat çekti.
Bu nedenle Mbembe, güçlü sivil toplumların desteklenmesi, kadınları, gençleri, entelektüelleri ve aktivistleri kapsayan yeni toplumsal koalisyonların kurulmasının hayati önem taşıdığını vurguladı. Ona göre Afrika’daki asıl fikir mücadelesi, güce dayalı “neo-egemenlikçi” yaklaşımlar ile kolektif akla ve gerçek demokrasiye dayanan toplumsal hareketler arasında yaşanıyor.

