Türkiye’nin Afrika vizyonunda Somali, yalnızca ikili ilişkilerin değil, insani diplomasi, güvenlik iş birliği ve kurumsal yeniden inşa süreçlerinin birlikte yürütüldüğü özgün bir ortaklık modeli olarak öne çıkıyor. 2011’den bu yana sahada derinleşen Türkiye–Somali ilişkileri; diplomatik anlaşmalardan savunma ve güvenliğe, kalkınmadan siyasi dönüşüme uzanan çok katmanlı bir yapıya evrilmiş durumda. WAJ Türk adına Ayşegül Demircan’ın, Türkiye Cumhuriyeti Somali Büyükelçisi Alper Aktaş ile gerçekleştirdiği bu özel söyleşide; iki ülke arasında “kader birliği” olarak tanımlanan ilişkinin sahadaki yansımaları, Somali’nin değişen sosyo-politik gerçekliği ve Türkiye’nin Afrika’daki stratejik yaklaşımı tüm boyutlarıyla ele alınıyor.
“BİZLER AFRİKA’YA HİÇ YABANCI DEĞİLİZ”
Mogadişu’nun hızla değişen silüetinin, Hint Okyanusu’nun esintisiyle birleştiği o tarihi atmosferde, Türkiye Cumhuriyeti Mogadişu Büyükelçiliği’ndeyiz. Karşımızda, diplomasiyi sadece makam koltuklarında değil, bizzat sahanın içinde, ailesiyle birlikte Somali halkının bir ferdi gibi yaşayan bir isim var: Büyükelçi Alper Aktaş. Göreve başladığı günden bu yana sergilediği proaktif tutum ve “insan odaklı” dış politika anlayışıyla Somali’de derin izler bırakan Aktaş ile Türkiye’nin Afrika vizyonunu en ince ayrıntısına kadar konuştuk.

Mülakatımıza başlarken Sayın Büyükelçi, nezaketinin ötesinde samimi bir teşekkürle söze girerek Afrika’nın küresel gelecekteki yerini şu sözlerle tanımladı: “Afrika’nın 21. yüzyılda; günler, haftalar, aylar ve hatta yıllar geçtikçe çok daha önemli bir noktaya geleceğini düşünüyorum. Çünkü bizler için Afrika hiç yabancı değiliz. Bizim yüzyıllar öncesine dayanan siyasi, tarihi, kültürel, sosyal ve ekonomik bağlarımız var. Afrika insanı da, bu kıta da bize yabancı değil.” Aktaş, medyanın bu süreçteki rolüne dikkat çekerek, The Wall Africa Journal Türk’ün Mogadişu’dan büyük bir beğeni ve ilgiyle takip edildiğini, yayınlarımızın iki halk arasındaki köklerin sağlamlaşması adına çok önemli bir boşluğu doldurduğunu ifade ederek şahsım ve tüm ekip arkadaşlarım nezdinde teşekkürlerini sundu.
DİPLOMATİK TERMİNOLOJİYİ AŞAN BAĞ
Büyükelçi Alper Aktaş, 2011 yılında Sayın Cumhurbaşkanımızın gerçekleştirdiği o tarihi ziyaretten bugüne ilişkilerin “inanılmaz bir boyuta” taşıdığını belirterek, klasik diplomaside kullanılan dostluk ve stratejik ortaklık gibi kavramların artık Mogadişu ile Ankara arasındaki bağı tanımlamakta yetersiz kaldığını vurguladı. 2024 yılında Dışişleri Bakanımız Sayın Hakan Fidan tarafından dile getirilen “Kader Birliği” tabirinin, bugün ilişkilerin ulaştığı en üst seviyeyi temsil ettiğini söyledi.
Büyükelçi Aktaş, bu kavramın Somali halkı tarafından nasıl karşılandığını ise şu samimi detaylarla aktardı: “Somalili gençlerle, akademisyenlerle, düşünce kuruluşlarıyla ve sivil toplumla görüştüğümüzde bu tabiri kullandığımızda hep yüzlerinde bir tebessüm görüyoruz. Onlar da diyorlar ki: ‘Aslında bizim aklımızdan ve yüreğimizden geçen tanım Ankara’dan yapılmış.’ Bu konuda hem Ankara’da hem de Mogadişu’da tam bir mutabakat var.”

Büyükelçi’nin diplomasiyi bir “aile” meselesi olarak ele alması, mesleğinin sadece tekil bir birey üzerinden yürümediğini, eşi ve çocuğunun da kendisiyle birlikte Mogadişu’da ikamet ettiğini paylaştı. “Biz artık Somali’de bir Türk ailesiyiz. Somalili kardeşlerimizle Türk kahvesi, Türk çayı içerken kendimizi hiç yabancı hissetmiyoruz.” diyen Aktaş, bu durumun Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi olarak kendisine toplumsal güven kazandırdığını belirtti.
ARABULUCULUK VE SAVUNMADA KURUMSAL DEVRİM
Türkiye’nin hem Somali hem de Etiyopya nezdinde “güvenilir dost” görülmesinin sahadaki somut karşılığını, Alper Aktaş “güvenilir ortak” olmanın arabuluculuk faaliyetlerindeki en hayati unsur olarak belirtti. Meselenin çözümünde yapıcı bir tutum sergilemenin Türkiye’nin dünyadaki en büyük avantajı olduğunu söyleyen Aktaş, 2024 Aralık ayındaki Ankara Mutabakatı’nın bu güven sayesinde başarıya ulaştığını anlattı. 2024 başında Doğu Afrika denildiğinde sadece sorunların akla geldiğini, ancak Türkiye’nin devreye girmesiyle Addis Ababa ile Mogadişu arasındaki gerilimin büyük oranda halledildiğini ve bu başarının altında Türkiye’nin “sözünün eri” imajının yattığını hatırlattı.

Savunma ve güvenlik alanında ise, Aktaş konuyu derin bir bakış açısıyla ele aldı. Somali’nin iç savaş yıllarında sadece fiziksel değil, kurumsal olarak da büyük bir tahribata uğradığını, devlet mekanizmalarının ve “devlet aklının” erozyona uğradığını belirtti. Türkiye’nin 2017’de faaliyete geçen TÜRKSOM eğitim tesisleriyle Somali Silahlı Kuvvetleri’nin adeta omurgasını yeniden inşa ettiğini anlattı. Bugüne kadar 20 bin Somalili askere eğitim verildiğini belirten Aktaş, subay ve astsubay eğitimlerinin yanı sıra “Haramad” olarak bilinen binden fazla polis özel harekat gücüne de eğitim verdiklerini paylaştı. Bu desteğin sadece askeri bir eğitim olmadığını, aynı zamanda zihinsel bir yatırım olduğunu vurgulayan Büyükelçi, “Hedefimiz, kendi ayakları üzerinde durabilen, kurumsal altyapısı olgunlaşmış bir Somali ordusu kurmasına destek olmaktır.” dedi.
SOMALİ’NİN DEĞİŞEN YÜZÜ: UZAY VİZYONU
Uluslararası medyanın Somali’yi hala krizlerle anmasını eleştiren Aktaş, sahadaki gerçeğin bu imajdan çok uzak olduğunu savundu. Mogadişu sokaklarında bizzat gözlemlediği değişimi anlatan Büyükelçi, 20 ay önce göreve başladığındaki silüet ile bugünkü silüet arasındaki farkı; yükselen binaları, gece saatlerine kadar süren sosyal hayatı ve kültür-sanat faaliyetlerini örnek gösterdi. “Bir zamanlar başkentte yürüyemeyen halk bugün gece yarısı akrabalarını ziyaret edebiliyor” diyerek Mogadişu’nun artık güvenli bir liman olduğunu ifade etti.

Dünyanın şaşkınlıkla karşıladığı Uzay Üssü projesine dair sorduğum soruya Aktaş, “Biz her daim potansiyele odaklanıyoruz” diyerek yanıt verdi. Türkiye’nin 2000’lerin başından beri bu coğrafyanın taşımadığı ancak layıkıyla kullanılmamış değerlerine inandığını belirtti. Uzay teknolojisi konusundaki adımın bu inancın bir meyvesi olduğunu, projenin tamamlanmasıyla hem Türkiye hem de Somali’nin kazanacağını, bu durumun tüm bölge coğrafyasına olumlu yansıyacağını müjdeledi.
“Mavi Ekonomi” tecrübesinin yansıması ise ekonomik anlamda devrim niteliğinde. Aktaş, uzmanların bilimsel verilerine dayanarak Somali’nin sadece balıkçılık kaynaklarından yıllık 2 milyar dolar gelir elde edebileceğini açıkladı. Bu potansiyelin bugüne kadar güvenlik ve teknik altyapı eksikliği nedeniyle kullanılamadığını, Türkiye’nin ise teknik kapasite, yasal düzenlemeler ve ekipman desteğiyle bu zenginliği Somali halkına kazandırmak için çalıştığını anlattı. Sivil havacılıkta da benzer bir vizyonun olduğunu, Mogadişu Havalimanı ve Limanı’nın Türk firmaları tarafından işletilmesinin, dışa açık bir toplum olan Somalililer için kalkınmanın çarpan etkisi yaratacağını belirtti.
İNSANA YAPILAN BÜYÜK YATIRIMLAR
56 yıl aradan sonra başkent Mogadişu’nun da yer aldığı Benadir Bölgesi’nde, yerel seçimler aracılığıyla hayata geçirilmesi planlanan seçim sürecinin arifesinde konuşan Büyükelçi Alper Aktaş, Somali’nin geleneksel “4.5 klan sistemi”nden tam demokratik “1 kişi 1 oy” sistemine geçişinde Türkiye’nin psikolojik ve siyasi desteğinin hayati önem taşıdığını vurguladı. Bu kapsamda, Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) Somalili heyetlerle tecrübe paylaşımı yaptığını belirten Aktaş, 2025 yılının sonlarında gerçekleştirilmesi öngörülen yerel seçimlerin tarihi bir eşik olacağını ifade etti. Aktaş, Somali halkının kendi iradesini sandığa yansıtma yönündeki güçlü talebinin ise Türkiye tarafından her platformda kararlılıkla desteklendiğinin altını çizdi.

Türkiye’nin sahadaki farkını ortaya koyan kurumları detaylandırırken Aktaş; TİKA’nın dayatma yapmayan, yerel ihtiyaçlara odaklı teknik projelerini; Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’nın (YTB) sağladığı burslarla yetişen ve bugün Somali devlet kademelerinde Türkçe konuşarak hizmet veren 20 bin mezunu “en büyük sermayemiz” olarak nitelendirdi. Maarif Vakfı okullarının ise Somali’nin en başarılı çocuklarının ilk tercihi olduğunu gururla belirtti. Son olarak sağlık alanındaki devrimden bahseden Aktaş, Recep Tayyip Erdoğan Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin bugüne kadar 2.9 milyon hastaya hizmet verdiğini ve bu kurumun sağlık sektörünü neredeyse sıfırdan kuran bir “katalizör” olduğunu ifade etti. Önümüzdeki 5 yıl içerisinde 1,8 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşılmasını hedeflediklerini belirten Aktaş, sözlerini şu umut dolu öngörüyle noktaladı: “Güvenlik sağlandığı takdirde, burası geleceğin turizm cenneti olacaktır.”

