Yaklaşık bin gündür süren çatışmaların ardından ateşkes siyaseti, yaptırımlar ve bölgesel hesaplar, kökleşmiş bir savaşı durdurmaktan çok Sudan’ın çöküşünü yönetmeye odaklanmış durumda.
Sudan, 2026’ya girerken artık dış dünyayı şaşırtmayan, ülke içinde ise gündelik hayatın bir parçası hâline gelmeye başlayan bir savaşın ağırlığını taşıyor.
Nisan 2023’ten bu yana Sudan Silahlı Kuvvetleri (SAF) ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında yaşanan çatışmalar şehirleri boşalttı, mahalleleri harabeye çevirdi ve 14 milyondan fazla insanı yerinden etti.
Açlık, Darfur, Kordofan ve orta Sudan’ın bazı bölgelerinde artık bir öngörü değil, yaşanan bir gerçeklik. Sivillere yönelik saldırılar ve insani yardımların engellenmesi olağanlaştı; sağlık sistemi çöktü, okullar kapalı kalmaya devam ediyor.
Bu dönemi özellikle tehlikeli kılan unsur yalnızca işleyen barış görüşmelerinin yokluğu değil; savaşın kalıcı olmayı öğrenmiş olması. Piyasalar, silahlı gruplar ve hayatta kalma stratejileri, savaşın sona ermesini beklemek yerine şiddetin etrafında yeniden şekilleniyor.
Ateşkesler, yaptırımlar ve diplomatik takvimler giderek çöküşü tersine çevirmekten çok yönetmenin araçlarına dönüşüyor.
2026 yaklaşırken artık yeni bir müzakere turunun ilan edilip edilmeyeceği sorusu önemini yitirmiş durumda. Yaklaşık bin günün ardından savaş, diplomasinin ömrünü aşmış görünüyor. Asıl kritik soru, çatışmanın toprak, kaynak ve insanlar üzerinde kalıcı bir yönetim biçimine dönüşüp dönüşmediği.
ATEŞKES SİYASETİ
Washington, 2025 sonunu en azından insani bir çatışmasızlık sağlanması için hedef tarih olarak ilan etti. ABD’li yetkililer bu hedefi, kapsamlı bir siyasi çözümden ziyade insani yardıma erişimi mümkün kılacak düzeyde şiddetin azaltılmasıyla sınırlı tutuyor.
Ancak çatışma, ateşkes girişimlerine son derece dirençli olduğunu gösterdi. 2023’ten bu yana birçok ateşkes ilan edildi, ihlal edildi, yeniden gündeme geldi ve terk edildi.
HDK, insani aralara onay verdiğini defalarca açıklamasına rağmen sahadaki çatışmaları sürdürdü. SAF ise HDK’nin silahsızlandırılmasıyla başlamayan hiçbir ateşkesi kabul etmedi. Bu tutum, Sudan Başbakanı’nın geçen hafta BM Güvenlik Konseyi’ndeki konuşmasına da yansıdı.
SAF liderleri, askeri bir çözüm olmaksızın sağlanacak her ateşkesin paramiliter güce toparlanma fırsatı vereceğini savunuyor. Çok sayıda rapor, ateşkes önerilerinin günler içinde çöktüğünü ve diplomatik açıklamalarla sahadaki gerçekler arasındaki uçurumu ortaya koyuyor.
Sert tutumuna rağmen SAF, diplomasiden tamamen kopmuş değil. Genelkurmay Başkanı Abdulfettah el-Burhan, Suudi Arabistan ve Kahire ziyaretlerinin ardından, Sudan Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla ABD ile savaşı sona erdirmeye yönelik siyasi çabalarda iş birliğine açık olunduğu mesajını verdi.
Bu yaklaşım ideolojik bir değişimden ziyade stratejik bir yeniden konumlanmaya işaret ediyor. Washington ile temas, sahadaki avantajlardan vazgeçmeden olası bir çözümün şartlarını şekillendirmenin yolu olarak görülüyor.
ABD açısından ise bu durum paradoksal bir ilişki yaratıyor. Bir yandan diplomatik ve söylemsel baskı sürerken, diğer yandan tam bir izolasyonun tarafları daha da katılaştıracağı endişesiyle temas devam ediyor.
Ateşkes diplomasisi tıkanırken, Batılı ülkeler savaşın siyasi ekonomisini hedef alan yaptırımlara yöneldi. Aralık 2025’te ABD Hazine Bakanlığı, HDK saflarında savaşmaları için eski Kolombiyalı askerleri Sudan’a götürmekle suçlanan Kolombiyalı kişi ve şirketlerden oluşan bir ağa yaptırım uyguladı.
ABD’li yetkililer ve Reuters’a göre 300 ila 400 Kolombiyalı, HDK’nin savaş kapasitesini artıran ulusötesi paralı asker ağları üzerinden Sudan’a sevk edildi. İngiltere de Darfur’daki vahşetlere karıştıkları iddia edilen üst düzey RSF mensuplarına mal varlığı dondurma ve seyahat yasağı getirdi.
Bu adımlar, Sudan’daki savaşın yalnızca iç dinamiklerle değil, uluslararası insan kaynağı, finansman ve lojistik ağlarla da sürdürüldüğü yönündeki ortak kanaati yansıtıyor. Yaptırımlar sahadaki dengeleri değiştirmese de silahlı aktörler için uzun vadeli maliyetleri artırıyor ve çatışmanın normalleşebileceği diplomatik alanı daraltıyor.
BÖLGESEL ÇEVRELEME
Sudan’ın komşuları arasında Mısır, özel bir etki gücüne sahip. Kahire, 2025’in sonlarında çatışmaya ilişkin kırmızı çizgilerini kamuoyuna açıkladı.
Mısırlı yetkililer, Sudan’ın birliği ve toprak bütünlüğünün pazarlık konusu olamayacağını, devlet kurumlarının çökmesinin bölgesel istikrarı tehdit edeceğini ve paralel yönetim yapılarına izin verilmeyeceğini vurguladı.
Bu tutum, iki ülke arasındaki ortak savunma paktına dayanıyor ve Sudan’daki dağılmanın salt iç mesele olarak görülmeyeceğini gösteriyor. Kahire askeri müdahaleden açıkça söz etmese de mesaj netti: Sudan’daki savaş, ulusal bir kriz olmaktan çıkıp bölgesel bir güvenlik meselesine dönüştü.
Bu yaklaşım, Port Sudan’daki merkezi otoriteye verilen desteği güçlendirirken, ülkenin hızla derinleşen toprak ve siyasi parçalanmasını çözebilecek müzakerelere daha az ağırlık verilmesi anlamına geliyor.
Diplomasi, yaptırımlar ve kırmızı çizgiler tartışılırken, Sudanlı siviller savaşın tüm yükünü taşımaya devam ediyor. Yardım kuruluşları, özellikle Darfur’daki yerinden edilme kamplarında kuşatma taktikleri ve saldırılar nedeniyle açlığın yayıldığı uyarısında bulunuyor.
Başarısızlığa uğrayan her ateşkes, sivillerdeki umutsuzluğu derinleştiriyor ve uluslararası ilginin geç geldiği, erken çekildiği algısını pekiştiriyor.
KALICI SAVAŞ RİSKİ
Sudan 2026’ya girerken seçeneklerin giderek daraldığı açık. Ateşkes diplomasisi dönüştürücü olmaktan çıkıp aralıklı bir çabaya dönüşmüş durumda. Yaptırımlar kaldıraçtan çok hayal kırıklığını yansıtıyor; bölgesel pozisyonlar ise çözümden ziyade çevrelemeye hazırlığı gösteriyor.
Savaş, yalnızca müzakereler başarısız olduğu için büyümüyor; silahlı aktörler bu ortamda siyasi, ekonomik ve askeri olarak ayakta kalmayı öğrendiği için genişliyor.
Çatışma anlamlı bir kesintiye uğramadan sürdükçe, çözülmesi gereken bir krizden çok yönetilmesi gereken bir koşul olarak görülüyor. Uluslararası baskıyla kırılgan bir insani ateşkes sağlansa bile, çatışmanın kök nedenleri ele alınmadıkça bu karanlık dönemin kapandığı söylenemez.
2026’nın sonunda belirleyici soru, Sudan’ın savaşı bitirip bitiremeyeceği değil; şiddetin kalıcı bir siyasi sisteme dönüşmesini engelleyip engelleyemeyeceği olabilir.
Şiddet, otoritenin nasıl kullanıldığını, ekonominin nasıl işlediğini ve sivillerin geleceği nasıl hayal ettiğini belirlemeye başladığında, savaşı sona erdirmek onu sürdürmekten çok daha zor hâle gelir.
Bugün yaşananlar yalnızca barış girişimlerinin başarısızlığı değil, beklentilerde sessiz bir kayma anlamına geliyor. Savaş anlamlı bir kesinti olmaksızın devam ettikçe, acil bir durum olmaktan çıkıp sistemin kendisine dönüşme riski taşıyor.
Kaynak: Middle East Eye

