Afrika, iklim krizine en az katkı yapan kıtalardan biri olmasına karşın, en ağır sonuçlarla karşı karşıya kalan bölgeler arasında yer alıyor.
Bu dengesizlik, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in kasım ayında Johannesburg’da düzenlenen G20 Zirvesi’nde yaptığı uyarıyla bir kez daha gündeme geldi. Guterres, Afrika’nın iklim değişikliğine “çok az katkıda bulunmasına rağmen ölümcül bir bedel ödeyeceğini” söyledi.
Bu uyarı, kıta genelinde hâlihazırda yaşanan gerçekleri yansıtıyor. Son çeyrek yüzyılda artan sıcaklıklar, giderek daha düzensiz hale gelen yağışlar ve sıklaşan aşırı hava olayları, Sahel’den Afrika Boynuzu’na kadar uzanan geniş bir coğrafyada ekosistemleri ve yaşam biçimlerini yeniden şekillendirdi.
Bu değişimler, gıda güvensizliğini derinleştirdi, su kaynakları üzerindeki baskıyı artırdı, sağlık risklerini büyüttü ve milyonlarca insanı yerinden etti. Hükümetler ve yerel topluluklar, ısınan bir dünyada uyum sağlama kapasitelerini zorlayan bir sınavla karşı karşıya kaldı.
AFRİKA’NIN İKLİMİ NASIL DEĞİŞTİ?
Afrika Meteorolojik Uygulamalar ve Kalkınma Merkezi’ne göre, Afrika 2000 yılından bu yana istikrarlı biçimde ısındı ve sıcaklık sapmaları bu eğilimin hızlandığını gösteriyor.
Dünya Meteoroloji Örgütü verilerine göre, Kuzey Afrika 1991-2023 döneminde on yılda yaklaşık 0,4 derece ile en hızlı ısınan bölge oldu. Bu oran, 1961-1990 dönemine kıyasla yaklaşık iki katına karşılık geliyor. Güney Afrika’da ise ısınma hızı on yılda yaklaşık 0,2 derece seviyesinde kaldı.
2024’te Afrika’nın ortalama sıcaklığı, 1991-2020 referans döneminin 0,86 derece üzerine çıktı. Kuzey Afrika’da bu sapma 1,28 dereceye ulaştı. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli, bu ısınmanın temel itici gücünün insan faaliyetleri olduğunu doğruluyor.
Yağış düzenleri de önemli ölçüde değişti. Şiddetli yağışlar Doğu, Batı ve Orta Afrika’da yaygın sellere yol açarken, bazı bölgelerde uzun süreli kuraklıklar daha sık görülmeye başladı.
İklim etkileri bölgeden bölgeye keskin farklılıklar gösteriyor. Kuzey Afrika artan su ve gıda stresiyle karşı karşıya. Doğu Afrika ve Afrika Boynuzu tekrarlayan kuraklıklar yaşıyor. Batı Afrika’daki değişen yağış düzenleri Sahel’deki kırılganlığı artırıyor. Orta Afrika’da fırtınalar ekosistemleri ve yaban hayatını etkiliyor. Güney Afrika ise daha kurak koşullarla bağlantılı ekonomik kayıplar yaşıyor.
ISINAN BİR KITANIN ÇEVRESEL BEDELİ
2025’te Scientific Reports dergisinde yayımlanan bir çalışmaya göre, Afrika’nın uzun süredir önemli bir karbon yutağı olarak görülen ormanları, ormansızlaşma ve bozulma nedeniyle artık net bir karbon kaynağına dönüştü.
Global Forest Watch verilerine göre, Kongo Demokratik Cumhuriyeti 2001-2024 arasında yaklaşık 52 milyon dönüm ağaç örtüsünü kaybetti. Bu, ülkenin orman alanlarının yaklaşık yüzde 11’ine karşılık geliyor ve tarım, ağaç kesimi, altyapı projeleri ve orman yangınları nedeniyle yaklaşık 13 gigaton karbondioksit salımına yol açtı.
Ancak çevresel eğilimler her yerde aynı değil. IPCC’ye göre, Sahel’in bazı kesimlerinde 1970 ve 1980’lerdeki şiddetli kuraklıkların ardından yağışların artması ve çiftçi öncülüğündeki doğal yenilenme sayesinde yeniden yeşillenme gözlendi.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü raporlarına göre, Burkina Faso ve Nijer’de yürütülen geniş ölçekli restorasyon çalışmaları ve topluluk temelli toprak ve ağaç örtüsü projeleri, milyonlarca dönümlük alanın yeniden kazanılmasına katkı sağladı.
Buna karşılık, Afrika Boynuzu yüzyılın başından bu yana tekrarlayan çok yıllı kuraklıklar nedeniyle daha yoğun bir su kıtlığıyla karşı karşıya. UNICEF verilerine göre, 2021-2023 arasındaki özellikle şiddetli kuraklık, 24 milyondan fazla insanı su sıkıntısıyla yüz yüze bıraktı ve gıda güvensizliğini derinleştirdi.
Dünya Meteoroloji Örgütü ve IPCC değerlendirmeleri, Afrika kıyılarında deniz seviyesinin küresel ortalamanın üzerinde yükseldiğini, bunun da özellikle Hint Okyanusu ve Batı Afrika kıyılarında erozyon, sel ve tuzlu su istilasını artırdığını ortaya koyuyor.
İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİN BEDELİNİ TOPLUMLAR ÖDÜYOR
İklim değişikliğinin insani bedeli şimdiden ağır oldu. Dünya Gıda Programı’na göre, 2024’te Batı ve Orta Afrika’da yaklaşık 55 milyon kişi geçim döneminde yeterli gıdaya erişmekte zorlandı. Bu rakam, beş yıl öncesine kıyasla dört kat artış anlamına geliyor. Artışta çatışmalar, ekonomik istikrarsızlık ve iklim kaynaklı ürün kayıpları etkili oldu.
İklim değişikliği, 1961’den bu yana tarımsal verimlilik artışını yaklaşık yüzde 34 oranında düşürdü. Bu, dünyadaki en keskin gerileme olarak kayda geçti. Sahra altı Afrika’da mısır ve buğday gibi temel ürünlerde 2000 yılından bu yana kalıcı verim kayıpları yaşandı.
UNICEF ve Dünya Sağlık Örgütü raporlarına göre, Afrika nüfusu 2000-2020 arasında 800 milyondan 1,3 milyara çıkarken, 500 milyon kişi temel içme suyuna erişim kazandı. Buna rağmen yüz milyonlarca insan hâlâ güvenli su kaynaklarından yoksun.
2000 yılından bu yana yaklaşık 250 milyon Afrikalı su stresi yaşadı. Dünya Sağlık Örgütü’nün Afrika Bölgesi’nde her üç kişiden biri su stresi altında yaşıyor. Bu durum, hastalıklara maruziyeti artırıyor ve temiz içme suyuna erişimi kısıtlıyor.
Dünya Meteoroloji Örgütü, yüksek su stresinin 2030’a kadar 700 milyon kişiyi yerinden edebileceğini öngörüyor. Uluslararası Göç Örgütü ve Dünya Bankası tahminlerine göre, yalnızca Victoria Gölü Havzası’nda 2050’ye kadar 38,5 milyon iklim göçmeni ortaya çıkabilir.
İklim değişikliğiyle bağlantılı sağlık riskleri de artıyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, 2030-2050 arasında sıcaklık artışı, yetersiz beslenme, sıtma ve ishal gibi hastalıklar dünya genelinde her yıl 250 bin ek ölüme yol açabilir. Bu ölümlerin yarıdan fazlasının Afrika’da gerçekleşmesi bekleniyor.
65 yaş üzerindeki kişilerde sıcaklığa bağlı ölümler, 2000’li yılların başı ile 2017-2021 dönemi arasında yüzde 83 arttı.
POLİTİKA, FİNANSMAN VE İKLİMLE MÜCADELE
Uluslararası Para Fonu’na göre, 2000’li yılların başından bu yana Afrika hükümetleri uyum politikalarına daha fazla öncelik verdi. Erken uyarı sistemleri, dayanıklı konutlar, sanitasyon, eğitim ve iklim dostu tarım bu alanların başında geliyor.
Ancak hızla büyüyen kentlerde eskiyen altyapı ve sınırlı kaynaklar, kentsel uyumu zorlaştırıyor. Buna rağmen, 2024’te Journal of Transport Geography dergisinde yayımlanan bir çalışmaya göre, daha iyi planlama ve ekosistem temelli yaklaşımlar giderek yaygınlaşıyor.
Yenilenebilir enerji yatırımları hız kazandı. İklim finansmanı, kıta genelinde güneş ve rüzgâr enerjisinin yaygınlaşmasını destekledi. Energy Strategy Reviews’ta 2025’te yayımlanan bir inceleme, temiz enerji yatırımlarının elektrik erişimini artırırken emisyonları azalttığını ortaya koydu.
Afrika, küresel iklim müzakerelerinde de daha etkili bir rol üstlenerek uyum, finansman ve iklim politikalarının şekillenmesine katkı sağladı.
Buna karşın ilerleme eşitsiz oldu. IPCC ve Clean Air Task Force’a göre, yüksek borç yükü, politika boşlukları ve süregelen finansman açıkları, iklimle mücadeleyi sınırlamaya devam ediyor.
BELİRSİZ BİR İKLİM GELECEĞİNE HAZIRLANMAK
IPCC, küresel sıcaklıkların 2 ila 3 derece artışa doğru ilerlemesiyle Afrika’nın, dünya ortalamasına kıyasla daha fazla risk ve kırılganlıkla karşı karşıya kalacağını belirtiyor.
Hızla büyüyen şehirlerin, göç baskısı ve kaynak kıtlığıyla birleşen iklim tehlikelerinin odak noktası haline gelmesi bekleniyor.
Zorluklara rağmen fırsatlar da mevcut. Afrika, büyük bir güneş ve rüzgâr enerjisi potansiyeline sahip. Bu potansiyelin küçük bir kısmının bile değerlendirilmesi, enerji yoksulluğunu azaltırken dayanıklılığı artırabilir.
Kıta genelindeki uyum ihtiyacının yıllık yaklaşık 70 milyar dolar olduğu tahmin edilirken, Afrika 2023’te yalnızca 14,8 milyar dolar iklim finansmanı alabildi. Power Shift Africa’ya göre, kayıp ve zarar maliyetleri 2030’a kadar 290 ila 440 milyar dolar arasında olabilir.
İklim etkileri şiddetlendikçe, uzmanlar finansman açığının kapatılmasının ve kurumların güçlendirilmesinin, Afrika’nın hızlanan değişimlerle dolu bu yüzyıla uyum sağlayıp sağlayamayacağını belirleyeceği uyarısında bulunuyor.

