Birleşmiş Milletler (BM)’nin geçtiğimiz günlerinde düzenlenen 80. Genel Kurulunda Afrikalı liderlerin dikkat çektiği konuların başında Afrika’nın BM’deki temsil meselesi geldi. BM barış koruma misyonlarına bakıldığında pek çok Afrika ülkesinde BM askeri gücünün yer aldığı görülmekte. Başta Demokratik Kongo Cumhuriyeti olmak üzere halihazırda 5 Afrika ülkesinde BM askeri gücü bulunurken, 2030’a kadar gerçekleşmesi istenen BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nde Afrika önemli bir yer tutarken başta BM Güvenlik Konseyi (BMGK) olmak üzere kurumun karar alma mekanizması içinde Afrika ülkelerinin yeterince temsil edilmemesi büyük bir eksiklik.
1920 yılında kurulup I. Dünya Savaşı sonrası oluşan dünya konjonktörüne uyum sağlayamadığı için 1940 yılında kapanan Milletler Cemiyeti (MC)’nin bir nevi yeni formülasyonu olarak II. Dünya Savaşı sonrası oluşturulan Birleşmiş Milletler, evet, 80 yılını geride bıraktı. Bu süre zarfında kurumun mutlaka başarıları kadar başarısızlıkları da oldu ancak giderek daha fazla ayyuka çıkan realite BM sistemi üzerindeki sorgulamaların giderek artmış olması. Gerek devletler nazarında gerekse de sivil toplum ve halklar nazarında BM’nin etkinliği ve meşruiyeti sık sık sorgulanır hale geldi.
Bürokratik hantal yapısı nedeniyle birçok konuda geç harekete geçen BM, bugün Gazze ve Sudan gibi güncel küresel kriz alanlarında bir röportörden öteye geçemiyor. BM Güvenlik Konseyi’nin işleyişi ve 5 daimi üyeye (ABD, Çin, Rusya, İngiltere ve Fransa) tanınan veto hakkı birçok krizde BM’yi jeopolitik çekişmelerin üssü haline getirirken kurum hareketsiz kalıyor. ABD’nin İsrail söz konusu olduğunda kullandığı veto hakkı İsrail üzerinde bir nevi koruma ve dokunulmazlık kalkanı oluşturmakta ve Ukrayna konusunda alınan kararlar Rusya vetosuna Doğu Türkistan için alınan kararlar ise Çin vetosuna takılmakta.

Kurumun en üst temsilcileri de bu garabetin farkındalar. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres geçtiğimiz günlerde gerek 80.yıl münasebetiyle gerekse de Malezya’da katıldığı toplantıda BM’nin işleyişi ve meşruiyeti hakkında yorumlarda bulundu. Guterres bugün Afrika’nın, Latin Amerika ve Karayiplerin, Asya-Pasifik ülkelerinin BM Genel Kurulu bünyesinde en büyük oy bloklarını oluşturduğuna dikkat çekerken BMGK’de temsiliyetlerinin olmadığına değindi. Güvenlik Konseyi’nin işleyişinde katılımın arttırılmasını ve veto kullanımının kısıtlanmasını talep eden Guterres İngiltere, Fransa ve Rusya ile birlikte Avrupa’nın 3 daimi üye ile temsil edilirken güvenlik konseyinde büyük coğrafyaların temsil edilmemesini “meşruiyet krizi” olarak yorumladı.
BM’nin en etkili ve yetkili organı durumundaki BM Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) veto hakkına sahip 5 daimi üyenin yanında 2 yıllık rotasyonla görev alan 10 geçici üye bulunmakta. Toplam 15 üyeden oluşan konseyde karar alınabilmesi 5 daimi üyenin ortak rızası ile birlikte en az 9 oyla mümkün. 14 üye “evet” dese de 1 daimi üyenin “hayır” demesi alınacak kararın iptali için yeterli. Bu ayrıcalıklı karar alma mekanizması 5 daimi üyeye çıkarlarını koruma olanağı tanırken dünyanın geri kalanını hiçe sayıyor adeta. Bugün BM sadece meşruiyet krizi ile değil varlığıyla da sorgulanır hale geldi. Dört büyük kriz alanı Gazze, Sudan, Ukrayna ve Doğu Türkistan’da BM hareketsiz halde. Peki küresel çapta barış ve istikrarı temin etme iddiası taşıyan bir kurum önemli krizlere dokunamıyorsa hala işlevsel kabul edilebilir mi?
SİSTEMİK REFORM
1945 yılında II. Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında oluşan küresel konjonktür doğrultusunda kurulan ve yapılandırılan BM faal olduğu 80 yıl boyunca radikal bir dönüşüm geçirmedi. Bugün BM üzerinde reform yapılması veto hakkını elinde bulunduran daimi üyeler haricinde her kesimin kabul ettiği bir gerçek; ancak bu nokta da bile sistemik bir reform yapılabilmesi için daimi üyelerin ortak rızasına ihtiyaç duyulmakta.

BM’yi doğuran dünya 80 yıl boyunca dönüştü; çift kutuplu Soğuk Savaş geride kalırken sömürgecilik fiiliyatta sona erdi; İngiltere ve Fransa sömürge yıllarındaki güçlerine sahip değiller artık, Rusya da S.S.C.B’nin ihtişamından oldukça uzak bugün “Küresel Güney”, Güney-Güney işbirliği, BRICS, Yükselen Çin, Yükselen Afrika gibi olgular küresel siyasete etki ediyor. BM için daha adil ve demokratik bir kurumsal yapı talebi sık sık dile getirilirken BM’nin temel sorunu temsiliyet meselesi ise hala kilit rol oynamaya devam ediyor. Almanya, Hindistan ve Japonya gibi küresel ekonomide büyük etkiye sahip ülkeler daimi temsil ve veto hakkı için gündem oluştururken başta Afrika ülkeleri, Latin Amerika ülkeleri ve Müslüman çoğunluklu ülkeler Güvenlik Konseyi’nde temsiliyet ve veto hakkı için lobi yapmaktalar. Türkiye tarafından benimsenen ve dillendirilen “Dünya 5’ten Büyüktür” söylemi de bu minvalde bir tepki olarak ortaya çıkmakta.
BM Güvenlik Konseyi’nin yeni üyelerle genişletilerek temsil sorunu aşılsa bile diğer önemli bir husus veto hakkının kullanımı. Küresel güçler tarafından yaşanan jeopolitik çekişmelerde veto hakkı kritik bir rol oynamakta. Gazze soykırımı dolayısıyla dünyanın tepkisini çeken Netenyahu BM’deki son konuşmasında boşalan genel kurul salonuna seslenmek durumunda kaldı. BM’ye üye devletlerin Gazze konusunda tepkileri ortada olsa da BM’nin Gazze konusunda aktif bir rol oynayabilmesi ABD vetosu nedeniyle mümkün değil. Özellikle 1970 sonrasında ABD’nin kullandığı vetolarda İsrail başrol oynarken bu durum açıkça İsrail’e bir dokunulmazlık kalkanı sağlıyor. Bu nedenle ABD İsrail’in işlediği tüm insanlık suçlarının açık seçik ortağı konumunda yer alıyor. ABD’nin BM’nin uzman kurumlarından çekilmesinde de İsrail önemli bir rol oynamaya devam ediyor. Bu yıl Unesco’dan çekilme kararı alan ABD yönetiminin gerekçesi kurumun Filistin devletini tanıması ve anti-İsrail söylemlere sahip olması.

Sistemik reform çağrıları dikkate alınmaz ve bugün BM’nin sahip olduğu büyük güçler arasındaki çekişmenin arenası olma imajı değişmezse büyük bir potansiyel heba edilmiş olacak! 193 bağımsız üye devletin bir araya gelip dünya meselelerini ele alıp konuştuğu bu tek yapı, dünyanın ortak çıkarını korumaktansa 5 daimi üyenin çıkarlarını koruyan bir örgüt olarak belki 100. kuruluş yıldönümünü bile göremeden tıpkı öncülü Milletler Cemiyeti (MC) gibi tarih olmaya aday.

