Sudan, Nisan 2023’ten bu yana süregelen çatışmalarla sadece ülke içinde değil, bölgesel ve küresel güç dengelerinin çatışma alanı haline geldi. Ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasındaki savaş, milyonlarca insanın hayatını derinden etkilerken, ülkenin altyapısını ağır şekilde yıktı ve insani kriz boyutlarını giderek derinleştirdi. Bu karmaşık ve çetrefilli süreçte Türkiye’nin arabuluculuk rolü ise uluslararası kamuoyunun yakından takip ettiği önemli bir gelişme olarak öne çıkıyor. Waj Türk adına gerçekleştirdiğimiz bu özel mülakatta, Haliç Üniversitesi akademisyeni Dr. Serhat Orakçı, Sudan’daki çatışmanın seyrini, taraflar arasındaki güç dengelerini, insani krizin kapsamını ve Türkiye’nin bu kritik süreçteki rolünü kapsamlı ve çarpıcı bir biçimde ele alıyor. Sudan’ın bugününü ve yarınını anlamak isteyenler için önemli bir kaynak niteliği taşıyan bu söyleşi, bölgedeki gelişmelere dair derinlemesine bir perspektif sunuyor.
Sudan’da Nisan 2023’den beri süregelen silahlı mücadelenin görünen aktörleri Sudan Silahlı Kuvvetlerini temsil eden ordu ve orduya isyan eden Hızlı Destek Kuvvetleri. Bu iki yapı güç odaklarını oluştururken, birbirlerini yok etmek amacıyla hareket etmekteler. Bu mücadelede ordu kurumsallığı ve temsil ettiği değerler bakımından daha öngörülebilirken HDK için bunu söylemek oldukça zor. Yapının geçmişine bakıldığında ortaya çıkmasında 2000’li yılların başında Darfur konjonktürünün büyük bir rolü var. Ancak bugün geldiği nokta 20 yıl öncekinden oldukça farklı bir düzeyde. 20 yıl önce Darfur’da devletle işbirliği yaparak silahlı milis hareketleri bastırmak için hareket eden yapı aradan geçen süre zarfında dış bağlantılarını da geliştirerek ekonomik ve siyasi çıkarlar devşiren başedilmesi güç bir canavara dönüştü.
Ordu’nun yaptığı stratejik planlama neticesinde 2023 yılından beri terk etmek zorunda kaldığı başkent Hartum’u geçtiğimiz Mayıs ayında yeniden ele geçirmesi çatışmaların seyri açısından son derece önemliydi. Bu hamle sayesinde ordu imajını biraz daha toparlama imkanı elde etti. Geçtiğimiz günlerde yeni bir hükümet ilan edilerek Kamil Tayyip İdris başbakanlığa getirildi. Kamil Tayyip’i Sudan kamuoyu 2010 başkanlık seçiminde Ömer el Beşir’e karşı başkanlık yarışına girmesinden dolayı tanıyor.

Madalyonun diğer yüzüne bakıldığında Sennar, El Cezire ve başkent Hartum’daki egemenliğini kaybeden HDK ise Kurdufan ve Darfur’daki alanlarını korumaya devam ederken son haftalarda dron saldırılarıyla Port Sudan’ı rahatsız etmeye başladı. Savaşın başından beri Port Sudan ilk kez çatışmalardan etkileniyor. İki yılı aşan çatışmaların önemli kırılma anlarından biri yakın zamanda Hartum’un büyük oranda HDK’den temizlenmesiydi. Bu gelişme Ordu açısından son derece önemli bir kazanım olsa da son haftalarda HDK’nın başlattığı drone saldırıları aslında Sudan’da hiçbir yerin güvenlikli olmadığını gösterdi. Port Sudan’a yoğunlaşan kamikaze drone saldırıları HDK’nın operasyon sahasını genişlettiğine işaret ediyor. Elbette ülkenin tek güvenli sahasının saldırılara uğraması hem ticaret hem de insani yardım çalışmalarını ve aynı zamanda da insan mobilizasyonunu sekteye uğratıyor. Darfur bölgesinde çatışma ise El Faşir’de düğümlenmiş görünüyor zira Darfur genelinde üstünlük elde eden HDK son kale olarak adlandırılan El Faşir’i uzun süredir kuşatma altında tutuyor. Şehirdeki çatışma nedeniyle bölgede çalışma yürüten UNICEF ve WFP gibi BM misyonları da zarar görüyor. HDK’nın geçen hafta Port Sudan’a rakip paralel bir hükümet açıklaması ise Sudan’ın giderek Libya tarzı bir bölünmeye gitme ihtimalini güçlendiriyor.
İNSANİ KRİZİN BOYUTLARI
Sudan’ı sarıp sarmalayan bu çatışma hali ülkeyi perişan hale getirmiş vaziyette. Tahrip olan altyapının yanında gıda ve temiz su güvenliği bulunmuyor. Sağlık altyapısının çökmesi ise hastalıkların yayılmasına kapı aralıyor. Başkent Hartum’da gencecik insanlar koleradan hayatlarını kaybetmekteler. Hartum, Sennar, Kurdufan ve Darfur’da görülen Kolera salgını insani krizin oldukça ciddi bir boyutta olduğunu gösteriyor. Son iki yılda en az 13 milyon Sudanlı yerinden edildi ki bu sayı bile başlı başına büyük bir krize işaret ediyor.

Sudan’da büyük yerleşim birimlerinde görülmeye başlanan Kolera salgını vakıalarında artış insani müdahalenin gerekliliğini gözler önüne seriyor. Çocuklardan ziyade genç ve yetişkinlerde görülen kolera vakıaları nedeniyle ölümler yaşanmasında hastane ve kliniklerin yetersiz kalmasının yanında ihtiyaç duyulan ilaçlardaki yetersizlik de rol oynuyor. Ülkenin atar damarı sayılan ticari ve insani malzemelerin hava yoluyla ve limandan giriş yaptığı Port Sudan’ın drone saldırısı altında oluşu ise yaşanan trajediyi adeta katlıyor. HDK’nin son haftalarda yürüttüğü bu saldırılar nedeniyle Port Sudan’da altyapı ciddi bir şekilde zarar görürken havalimanı ve liman sık aralıklarla kapatılıyor. Bugüne kadar AFAD ve İHH İnsani Yardım Vakfı koordinesinde Sudan’a farklı tarihlerde toplam 4 yardım gemisi gönderilirken bu gemiler de Port Sudan limanını kullanmaktalar. En azından Port Sudan’da durumun normalleşmesi insani yardım çalışmalarının aksamadan yürütülmesi açısından önemli görünüyor.
ARABULUCULUK MÜMKÜN MÜ?
Taraflar arasında şu ana kadar Riyad ve Kahire gibi yerlerden yürütülen arabuluculuk girişimleri başarısız olurken yeni bir süreç için Ankara’nın adı da sıkça geçmeye başladı. Türkiye’nin özellikle Etiyopya ve Somali arasında yürüttüğü müzakerelerde elde ettiği başarı Sudan için de isminin geçmesine büyük katkı yaptığı söylenebilir. Güncel gelişmeler Sudan konusunda da Ankara’nın inisiyatif alma isteğini göstermekte ancak Türkiye’nin ismi sadece arabuluculuk için geçmiyor. Son haftalarda çatışan taraflar arasında insansız hava araçlarıyla yürütülen mücadelede artık Türkiye’nin adı da sık sık telaffuz ediliyor zira HDK yaptığı açıklamalarda düşürdükleri bazı İHA’ların Türkiye yapımı olduğunu dillendiriyor.

2023 yılından beri çeşitli yollarla Türkiye yapımı dronların Sudan’da ordu tarafından kullanıldığı bir vakıa. Özellikle son dönemde Hartum’un HDK’den temizlenmesi ve yeniden ordunun eline geçmesinde TB2 ve Akıncı gibi savunma ürünleri önemli rol oynadı. Bunun yanında HDK de Türkiye yapımı savunma ürünlerinin ordu tarafından kullanımını teyit eden açıklamalarını sıklaştırdı. Ancak bu dronların doğrudan mı temin edildiği yoksa başka bir ülke üzerinden mi Sudan’a geldiği muamma. Diğer bir gerçek ise savaşan kesimlerin elitlerinin bazı akrabalarının Türkiye’de ikamet ediyor oluşu ve hatta Türkiye’den vatandaşlık almış olmaları. Türkiye’de yaşayan Sudanlı topluluklar arasında hem eski rejimi temsil eden isimler hem orduya yakın isimler hem de HDK üst düzey kademesine yakın isimler bulunuyor.
Türkiye çatışan taraflar arasında tarafsız pozisyonunu korumaya çalışsa da artık ibre daha çok ordudan yana kaymış vaziyette görünüyor ki Türkiye’nin beklentisi en ya da geç bu savaşı ordunun kazanacağı yönünde. Özellikle Hartum’un alınmasıyla bu beklenti daha da güçlendi. Hartum’un el değiştirmesiyle orduya duyulan güven artarken Ordu ile HDK arasında yapılacak arabulucuğun konjonktürü de değişmiş oldu. Bu nedenledir ki Ankara’nın arabuluculuk konusunda şimdilik kendini yeni konjonktüre göre konumlandırmaya çalıştığı söylenebilir.
DIŞ MÜDAHALE
Sudan’da yaşananlar üzerinde iç dinamiklerin etkisi olduğu gibi dış aktörlere bağlı hesaplaşmalarında ciddi bir rolü bulunuyor. Gerek Mısır, BAE ve İsrail gibi bölgesel güçler gerekse de ABD, AB, Rusya ve Çin gibi küresel güçler Sudan’ın içinde bulunduğu kaotik ortamın baş mimarları olarak adlandırılabilirler. ABD’nin 2020 yılında Sudan’ı İsrail ile normalleşmeye itmesi ve sonrasında yaşananlar bölgesel çıkar hesaplaşmalarında önemli bir kırılma noktası oldu. Sivil hükümetin itirazlarına rağmen askeri unsurlar tarafından yürütülen bu normalleşme adımı bugün Sudan’ın içinde bulunduğu kaosun başlangıcıydı. Bugün Ortadoğu coğrafyasını İsrail için hazırlayanlar Afrika kıtasında da benzer bir süreci sürdürmekteler ki Sudan bunun ilk kurbanlarındandı.

Sivil iktidar ve unsurların tamamen tasfiye edilmesinin üzerine askeri-silahlı unsurlar arasında başlayan gerilim bir iç savaşa taşınırken sonuçta Sudan’ın yeraltı kaynakları hızlı bir şekilde emilmeye başlandı. Ciddi bir altın üretimine sahip olan ülkenin bu değerli kaynakları silah karşılığı BAE’ne aktarılırken perde önünde Ordu ve HDK’nın didişmesini izliyoruz ancak perdenin gerisinde Sudan’a müdahil olan çok sayıda bölgesel ve küresel aktör bulunmakta. Sudan’a sadece çıkar odaklı yaklaşan bu aktörler ya ülkenin kaynaklarını hortumlamak ya da ülkenin stratejik lokasyonları üzerinde üstünlük sağlayarak çıkar elde etme yarışı içindeler. Böylesi bir ortamda ise maalesef ne barış adına bir umut yeşeriyor ne de tünelin sonu görülebiliyor. Daha uzun süre devam etmesi beklenen bu tepişmeler sonucunda ise bedel ödeyen Sudan halkı kuşkusuz. Milyonlarca insan perişan bir halde çok kötü şartlar altında yaşama tutunmak için çabalıyor.

