Sidi Mohamed Lemine Sidiya, evinin çatısından, Moritanya çölünün kumları altında kaybolmaya yüz tutmuş Orta Çağ kasabası Oualata’yı izliyor. “Sonsuzluk Kıyısı” olarak da bilinen bu yeri korumak için mücadele eden Sidiya, “Muhteşem, sıra dışı bir kasaba.” diyor.

Oualata, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan ve “ksour” adı verilen dört antik, surlarla çevrili şehirden biri. Bu şehirler, tarihsel olarak hem ticaretin hem de dini hayatın merkeziydi. Günümüzde hâlâ Orta Çağ’a kadar uzanan birçok kültürel zenginliği barındırıyor.

Kasabada, akasya ağacından yapılmış ve yerel kadınlar tarafından geleneksel motiflerle süslenmiş kapılar yer alıyor. Ayrıca, yüzyıllardır nesilden nesile aktarılan zengin bir kültürel ve edebi miras olan el yazmaları, aile kütüphanelerinde korunuyor.
Ancak Mali sınırına yakın güneydoğudaki bu kasaba, Sahra Çölü’nün sert koşullarına karşı oldukça savunmasız. Kavurucu sıcaklar ve son yıllarda yaşanan yoğun yağışlı mevsimlerin ardından taş yığınları ve yıkılan duvarlar gözle görülür şekilde çoğalıyor. Büyükanne ve büyükbabasından kalan harap evin önünde duran Khady, “Yağmurlar yüzünden birçok ev yıkıldı,” diyor.
Oualata’dan göç edenlerin sayısı da bu sorunu derinleştiriyor. Bölgedeki antik şehirleri korumak için kurulmuş ulusal bir vakfın üyesi olan Sidiya, “Evler, sahipleri tarafından terk edildiği için harabeye dönüştü,” diyor.
YÜKSELEN KUMULLARIN GÖLGESİNDE
Oualata’nın nüfusu, iş arayışıyla göç eden halk nedeniyle yıllardır azalıyor. Bu da tarihi yapıların bakımını üstlenecek kimsenin kalmamasına yol açıyor. Geleneksel yapılar, “banco” adı verilen kırmızımsı bir kerpiçle kaplı ve bölge koşullarına uyum sağlamak üzere inşa edilmiş. Ancak yoğun yağışların ardından bu yapıların bakıma ihtiyacı oluyor. Bugün eski kentin yalnızca üçte biri iskan ediliyor; geri kalanı boş.

Sidiya, “En büyük sorunumuz çölleşme. Oualata her yanı kumla kaplı bir yer haline geldi,” diyor. Moritanya Çevre Bakanlığı’na göre ülkenin yaklaşık yüzde 80’i, iklim değişikliği ve yanlış arazi kullanımı nedeniyle ciddi şekilde çölleşmeden etkileniyor.
Bakanlığın Doğa Koruma Dairesi Başkanı Boubacar Diop, eskiden çölde daha fazla bitki ve ağacın bulunduğunu belirtiyor. “Çöl, 1970’lerde yaşanan büyük çölleşme öncesinde yeşil bir dönem geçirdi.” diyor. Nouakchott Üniversitesi’nde coğrafya dersi veren Bechir Barick ise 1980’lere gelindiğinde Oualata’daki caminin kumlarla kaplandığını ve halkın namazı caminin içinde değil, üstünde kıldığını anlatıyor.
Rüzgâr ve kumun yıkıcı etkisine rağmen Oualata, geçmişte Sahra-altı kervan yolları üzerinde bulunan ve İslam öğretisinin önemli merkezlerinden biri olan bu antik şehir, hâlâ eski ihtişamını hatırlatan kalıntıları bünyesinde barındırıyor.
KÜTÜPHANELER VE YAZMALAR TEHLİKE ALTINDA
Mohamed Ben Baty, yaz sıcağına rağmen serin kalan banco kaplı bir binada 300 yıllık bir el yazmasının sayfalarını çevirirken, “Bu kütüphaneyi kasabanın kurucuları olan atalarımızdan miras aldık.” diyor. Kendisi bir imam ve Kur’an âlimlerinden oluşan uzun bir soyun mensubu olarak yaklaşık 1000 yıllık bir bilgi mirasını koruyor.
Ben Baty, aile kütüphanesinde 223 el yazmasının bulunduğunu, en eskisinin ise 14. yüzyıla ait olduğunu söylüyor. Küçük ve dağınık bir odada dolabın kapağını aralayarak, yüzyıllar öncesinden kalma ve bir zamanlar yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan eserleri gösteriyor. Sayfaların üzerindeki su lekelerini işaret ederek, “Bu kitaplar zamanında çok kötü korunuyordu ve tahribata uğradılar.” diyor. Önceleri kitaplar sandıklarda saklanıyordu, ancak yağmurlarda su sızarak kitaplara zarar veriyordu. Çatının bir kısmı ise sekiz yıl önce yağmur mevsiminde çöktü.
1990’larda İspanya, Oualata’da 2 binden fazla kitabın restore edilip dijitalleştirildiği bir kütüphane projesine finansman sağladı. Ancak bugün bu koleksiyonların korunması, Oualata’da sürekli yaşamayan Ben Baty gibi birkaç gönüllünün iyi niyetine bağlı. “Kütüphanenin sürdürülebilirliği için nitelikli uzmanlara ihtiyaç var çünkü bu belgeler Kur’an ilimleri, tarih, astronomi gibi çok çeşitli alanlarda çalışan araştırmacılar için paha biçilemez nitelikte” diyor.
TURİZM YOK, ERİŞİM ZOR, GÜVENLİK RİSKİ VAR
Oualata’da turizm henüz gelişmiş değil. Kasabada bir otel yok ve en yakın yerleşim yerine sadece bir toprak yoldan iki saatlik yolculukla ulaşılabiliyor. Ayrıca bölge, cihatçı şiddet tehdidi nedeniyle birçok ülkenin seyahat edilmesini tavsiye etmediği bir alan olarak görülüyor.
Sidiya, kasabanın çevresine 30 yıl önce çölleşmeyi önlemek amacıyla ağaç dikildiğini, ancak bu çabanın yetersiz kaldığını belirtiyor. 1996 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan Oualata ve diğer üç antik kenti korumak için çeşitli girişimlerde bulunulmuş. Bu kapsamda her yıl dört kasabadan birinde, halkı yerinde tutmak ve kalkınmayı desteklemek amacıyla festivaller düzenleniyor.

Güneş Dhaar Dağları’nın arkasında kaybolup hava serinlediğinde, yüzlerce çocuk sokaklara çıkıyor ve Oualata yeniden hayat buluyor.

